İki ay kalma

MUSTAFANIN TUHAF MACERALARI Yıl 1950 bir Salı sabahı saat 11 civarları bir bakkalın önünde bir kişi bir şey satın alırken arkasından siyahi bir kürt cüzdanı çalıp kaçmaya başladı sonra bunu gören polisler onu kovalamaya başladı onu küçük bir sokakta sıkıştırdılar ve dövmeye başladı sonra arkaların

2020.11.27 14:43 nonononocontent MUSTAFANIN TUHAF MACERALARI Yıl 1950 bir Salı sabahı saat 11 civarları bir bakkalın önünde bir kişi bir şey satın alırken arkasından siyahi bir kürt cüzdanı çalıp kaçmaya başladı sonra bunu gören polisler onu kovalamaya başladı onu küçük bir sokakta sıkıştırdılar ve dövmeye başladı sonra arkaların

MUSTAFANIN TUHAF MACERALARI
Yıl 1950
bir Salı sabahı saat 11 civarları bir bakkalın önünde bir kişi bir şey satın alırken arkasından siyahi bir kürt cüzdanı çalıp kaçmaya başladı sonra bunu gören polisler onu kovalamaya başladı onu küçük bir sokakta sıkıştırdılar ve dövmeye başladı sonra arkalarından cüzdanı çarptığı adam geldi
çocuk benim bir arkadaşım cüzdanımı almasında izin var
polisler ona bakıp adamla dalga geçmeye başladılar bu kürt mü arkadaşın diyi dalga geçmeye başladılar
Bir polis parmağını burnuna okup çıkan sümüğü adamın üstüne sürmeyi denerken adam parmağını tutup parmağını kırdı diğer polis silah çekip
hareket etme vururum dedikten sonra
adam aldığı kolaya tuhaf bir enerji vererek kapağı adamın parmağına attı bunun sonucunda adamın parmağı kırıldı ve adam kolasından içmeye başladı
kürt e baktı ve dediki benim adım mustafa senin adın ne
kürt ona bakıp benim adım Yusuf dedi mustafa ona bakıp benimle gez dedi buralarda ırkçılık fazla dedi ve bu ikisi yürümeye başladılar konuşmaya başladılar zaman geçti saat 22 oldu teyzesi onu bir restoranda bekliyordu mustafa Yusuf la beraber gittiler teyzesiyle görüşmelei güzeldi restoran sahibi Yusuf u görünce çıkmalarını istedi mustafa karşı koyunca kavga çıktı adam mustafa o muşta işine yaramaz dedi ondan sonra adam cebine uzatırken mustafa bir sonraki sözün muştalar biliyosun oldu adam muştaları nasıl biliyosun dedi ondan sonra adam şaşkınlığından olduğu yerde kaldı bunu açık olarak gören mustafa adama insna üstü dewrecede bir güçle yumruk attı ordan çıktıktan sonra başka bir restorana karar verme kararı aldılar fakat arkadan mustafanın tanıdıüı bir adam geldi Mehmet o küçükken ona yardım eden biriydi mustafanın en korktuğu şey olmuş olabilirmiydi mustafanın ailesinin vampirlerle ilgili uzun bir geçmişi vardı Mehmet e baktı ve konuşmaya başladı hiçbir şey olmamış gibi taki mehmte kemal in nerde olduğunu sorana kadar kemal mustafanın ailesine vampir zamanlarında maddi yardım eden biriydi bu sorunun üstüne Mehmet bilmediğini söyledi ve bundan emin olan mustafa cebinden bir makinalı tüfek çıkardı ve mehmete sıkmaya başladı fakat Mehmet BİR VAMPİRDİ mustafaya baktı ve dediki
SENİN GÜÇLERİN BÜYÜMEDEN SENİ ÖLDÜRÜRSEM VAMPİR LORDU OLABİLİRİM
mustafa ona bakıp yaklamşmaya başladı ve bir bomba attı ardından ceketini de ardından attı
Mehmet ilk bombayı arkasına attı fakat bir seslker duydu sonra fakettiki ceketin üstünde birçok bomba var ve ilk bombaya balı ipler ilk cekettiki bombaların pinini çekmiştive ceket üstüne dolanmıştı bombalar patladı ve Mehmetin parçalrı restoranın dört bir yanına gitmişti fakat sonra parçaları tekrar birleşmeye başladı mustarfa bir bardak aldı ve Yusuf a bakıp 2 cümle kurdu
bu adamı yenmenin tek bir yolu var TABANLARI YAĞLA
ve mustafa ve Yusuf kaçmaya başladı Yusuf
neden kaçıyoruz diye bağırdı ve mustafa dediki
güneş gelene kadar hayatta kalmalıyız fakat önlerindeki köpriye bakınca ggözlerine inanamadı
MEHMET ELLERİNDE BİR KIZLA mustafayı bekliyordu mustafanın nefes seslerini duydu ve mustafa dediki
ya burda kaçarsın yada bu kızın hayatını kurtarırsın kaçarsan sende zaten günateşi mantrası yok demektir
bunu duyan mustafa sinirlenip bir hayvan gibi yeri yumruklamaya başladı ve Mehmet e hücum etti Mehmet elindeki kadını yere attı ondan sonra ona tam hücum eden mehmete gözlerinden basıçlı kan fışkırttı Joseph bunun vampirlerin kulabileceği bir hareket olduğunu bildiğinden dolayı bardağa günateşi mantrası yoğunlaştırıp kanı deflekte etti ve diğerini koluna geldi mehmetin kafası delinmişti Mehmet ona baktı ve son kozum diye bağırdı günateşi mantrası kulanmaya başladı fakat günateşi mantrası onu yakmaya başladı vücudu erimeye başladı o sürede mustafaaya bakıp tek bir şöyledi amcan ermeniler tarafından kaçırıldı bunu duyan mustafa NE NASIL diye bağırırken mehmetin son sözleri ermeni sığnağının yeriydi
günlerden Cuma mustafa Ermenistan topraklarında sığınağa doğru yol alıyor aklından tek geçen şey ermeniler neden amcasını kaçırırdıki buna anlam veremeyen mustafa 100 metre kara gözlemleme yapmaya başladı 2 tane koruma vardı yakın bir aklına bir plan geldi yerde gördüğü iki tane taşı göğüs kısmına koyup kendisini kadın gibi gösterdi şaşıran askerler ne oluyor diye yaklaştığı anda 2 askeri güneş mantrası kulanarak bayılttı. Sonra içeriye girmeye başladı içeriye girdiğinde amcası ve bir tuhaf görünen asker çok tuhaf bir adama bakıyorlardı. Adamı gören Mustafa amcasına baktı onun güvende olduğunu anladı ve tuhaf duran adama bakıp yakınına yürüdü . Yüzüne yaklaştı . Elini kaldırdı . Parmağı ile yüzüne dokundu ve ondan sonra adamla dalga geçmeye başladı . diğerlerinden tuhaf görünen ermeni askerine baktı ve adını sordu adam söyleyecekken tuhaf varlık konuşmaya başladı. Adım Santana dedi ve yürümeye başladı önünde duran bir askerin içinden geçti ve yürümeye devam etti .Bunun güçlü bir vampir olabileceğini düşünen Mustafa santanayı durdurmalıydı . güneş ateşi mantrasını bacağına yoğunlaştırdı ve tekme attı .santana olduğu yerde Mustafaya baktı eliinin tersiyle Mustafaya vurdu . Mustafa kapıya doğru uçtu .Santana ermeni komutanına baktı .ona yürüdü ve ermeni komutanının içine girdi. Komutan kendisini kontrol edemiyordu komutan kapıya doğru yürütüyordu komutan ne kadar direnmeye çalışsada işe yaramıyordu oda son çaresini kullandı
Cebindeki bombaya tüm gücüyle uzandı ve bombayı alamasada fitili çekmeyi başarmıştı patlamadan dolayı aşırı yaralanmıştı fakat Santana zor olsada hala vücudundaydı fakat artık görünebiliyordu . Mustafa tüm gücüyle hücum etti ve Santanayı kapıdan dışarı çıkardı fakat farketmediği şey Santana ona bağlanmıştı güneş ten etkilenmiyordu ama Mustafayı yiyip biteremiyorduda Mustafa mantrasını o kadar süre tutamazdı oda koşmaya başladı. Santana Mustafayı bir şekilde durdurmalıydı çünkü eğer güneşte o çok kalırsa o da yanardı . mustafa koşarken üstü kapalı bir kuyuya yaklaştı . Bunu fırsat gören Santana Mustafaya vurdu ikiside kuyuya düşmeye başladı. Santana bağırmaya başlayacakken Mustafa dediki
-BİR SONRAKİ SÖZÜN SENİ SÖMÜRECEM
-SENİ SÖMÜRECEM
Saşıran Santana bir anlık duraksamasından sonra Mustafanın arkasındaki şeyi gördü ışık güneş ışığı ve o an fark etti Santana Mustafaya vururken Mustafa kuyunun üstünü kırmıştı yukardan gelen ışık suya yansıyordu hem yukardan hem de aşağıdan ışıkla yüz yüze gelen Santana yanmaya başlamıştı Mustafa yanmadan önce suya düştü
Kendisine geldiği gibi kuyudan tırmanarak çıktı ve amcasına baktı amcası iyidi . nazi askeri de ölmemişti fakat aşırı yaralıydı . amcasına baktı ve nasıl buraya kaçırıldığını sordu . amcası ona bulduğu şeyleri anlatmaya başladı
Geçmiş zamandan kalma 3 tane vampir ötesi varlık güçleri normal vampiri geçen nerdeyse ölümsüz hayvanlar bunu duyan Mustafa onları yenebileceğini düşünüyordu bunun üzerine nerde olduklarını sordu amcası bunu Mustafa söylerken bir şeyi daha söyledi orda ermeni askerleride orda birde aile arkadaşımız Kandemirlerin son çoçuğuda orda olacak
Mustafa oraya vardığında bütün askerler öldürülmüştü ve 3 vampir orda havalı bir şekilde duruyordu.
Kandemirlerin son çocuğu orda dizlerinin üstünde yaralı bir şekilde bekliyordu Mustafa yaklaşmaya başladı . İçlerinden bir vampir aralarından çıktı ve Mustafaya karşı yaklaştı Mustafa cebinden 2 çelik top çıkardı ikisi tek bir ipe bağlı Günateşimantrası yoğunlaştırıp vampir e doğru attı vampir bakıp dediki
- O kadar güçsüz bir atışı bana tuturman zor
Derken Mustafanın attığı toplar geri gelip vampir i vurdu.Vampir Mustafaya baktı
- Fazla güçsüzsün çalışıp tekrar gel ve bu işi bitirelim
Mustafaya yaklaşıp onun kalbine bir yüzük koydu ve antidotunu mustafaya gösterdi arkadaki bir vampir bende dövüşmek istiyorum dedi ve kendi yüzüğünüde koydu .İlk koyan vampir
-Bu yüzükler önümüzdeki 2 ay içerisinde toksinlerini yayacak ya yeteri kadar güçlenirsin ya da ölürsün.
Vampirler gitmeye başladı
Mustafa artık bu durumun ciddiyetini kapsamaya başlamıştı etrafına bakında Kandemirlerin çocuğunun kollarında yaşlı bir adamı tuttuğunu fark etti . ağlamaklı yüzüyle bakıyordu .Mustafaya baktı ve dediki
-Benimle geliyorsun bu hayvan bozması varlıkları yenmek için seni çalıştıracak kişiyi biliyorum
Mustafa ne olduğunu anlamasada kabul eder
Günlerden Pazar
Yer karadağa
Mustafa Kandemirlerin çocuğunun ismini sonunda öğrenmişti ismi Ömerdi. Ömer başına buyruk biri olsada iyi biriydi ömer in önderliğinde karadağa gitmişlerdi çünkü ustası karadağdaydı ustası
Ömer ile birlikte şuanlık bir kafede oturuyorlardı bir zaman sonra ustaları geldi aşırı genç görünüyordu uzun siyah saçlı 1.80 boyunda biriydi.Ömer onu tanıyormuş gibi görünüyordu .Mustafa direk konuya girdi benim güneşateşi mantramı geliştirmem gerekiyor . Kadın ona baktı ve dedi ki
Geliştirmek o kadar kolay bir şey deil ölme ihtimalin bile var
- Zaten hayata kalmam gelişimime bağlı dedi
- Kadında peki ama uyarmadım deme dedi
Ömer ve Mustafayı yanına alıp bir dağın uç yamaçlarına götürdü dağın içeresine geçtikten sonra bazı şeyleri anlatmaya başladı
- Güneşateşi mantrası nefes almaya bağlıdır ne kadar uzun süre tutarsanız o kadar güçlü olur
Diyip 2 maske verdi
- Bu maskeler nefes almanızı zorlaştıracak orda dev bir sütun var normal yollarla tırmanılması haftalar alıyor siz mantranızı kulanıp düz bir şekilde tırmanıcaksınız
Kadın Bir anda hızlı bir şekilde koşmaya başlayıp en tepeye çıktı .
- Ha bide aşağası zehirli yani maskeleri çıkarmayın
Mustafa maskeyi takıp düz duvara tırmanmaya başladı ömer de ardından başladı .dakikalar saatlere ,saatler günlere ,günler haftala dönüştü .
Mustafa son nefesiyle yukarı çıkmayı becerdi Ömer de arkasından geldi kadın ikisine baktı ve iyi becerdiniz dedi. Mustafa artık her aldığı nefesi hissediyordu .
Kadın ikisinede bakıp dediki
- Bu daha başlangıç romaya gidiyoruz
Mustafa kabul etti ve romaya gittiler romada 2 tane mantra kullanıcısı ile dövüşmeleri gerekiyordu Mustafa kendisinin dövüşeceği yere gitti
Gittiği yer büyük bir şatoydu şatoya girdiğinde hiç kimse olmadığını fark etti sonra sesler durmaya başladı bu sesler bir insandan geliyor olamazdı sesin geldiği tarafa gittiğinde insan ölüleriyle karşılaştı .Sonra bir ses geldi
- Uzun zaman oldu görüşmeyeli
Bir anda arkasından yüzüğü koyan vampirlerden biri belirdi .Mustafa tepki veremeden saldırdı ve mustafanın kolunu çizdi ve bir anda kayboldu Mustafa ne olduğunu anlayamadan vampiri bulmaya çalıştı . vampirin gittiği yöndeki bir odaya girdi . odada 20 tane ayna vardı . sonra vampir konuşmaya başladı
- Ölmeden önce bir açıklama al . ben yansımalar arasında atlıyabiliyorum
- Bir sonraki sözün neden bana bunları anlatıyorsun
- NEDEN BANA BUNLARI ANLATIYORSUN . NE
- Ne kadar da komik
Vampir aynalardan geçerek Mustafaya saldırmaya başlar
Mustafa ne yapması gerektiğini düşünürken bir şey fark eder vampir ışığın geldiği yöne tam gidebiliyordu yani kendi yönüne karar veremiyordu
Mustafa mantrasını kullanıp bir ışık kaynağı oluşturur vampir gülerek
- Cidden bunu yapabileceğini düşünmediğimi mi sandın
Vampir in geçişleri aynaların yönünü deiştirerek ışığa göre şekil verir Mustafa son bir şey fark eder
- Bir sonraki sözün ÖL ARTIK
- ÖL ARTIK
Mustafa bu aralıktan yararlanıp bir bakır para çıkarır ve vampir in geldiği yöne doğrultur vampir bakırdan gelen yansımayla havaya uçar Mustafa mantrasını kulanarak parayı atar vampir in canı yanmaya başlar ve yere düşer mustafa öldüğünü zanndik gitmeye başlarken vampir ayağala kalkar ve aynaya ışınlanır . Mustafa gülerek
- Bunun sana yetmeyeceğini biliyordum sen düşerken aynalara mantra yoğunlaştırdım . Yanarak ölebilirsin
Vampir acı içinde debelenerek ölür . Mustafa vampirin arta kalanlarından antidotu alır ve içer
Ustasının yanına döndükten sonra artık geri kalan vampirleri avlamaya hazır olduğunu söyler romanın Arenalarına giderler Mustafa tek başına bir bar a gider Orda başka bir vampir gelir Vampir bağırarak
- Sen mi dabuu yu öldürdün
Mustafa aynalardan geçen vampir mi diye düşünmeye başlar . sonra sadece rahatsız etmek için evet der
- Acı çekeceksin
Mustafa dövüşe hazırlanırken arkadan bir figür belirir ermeni subayı geri gelmişti ermeni subayı bağırarak
- SENİ HAYVAN BOZMASI VARLIK
Vampir onun kim olduğunu bilmediği için sakince
- Ölmenden önce git burdan
Ermeni subayı vampir e saldırmaya başlar . Vampir basit bir şekilde yumruk atar fakat ermeni subayı tutmayı becerir
- Sen insan olamazsın diyip
Tekme atar ve ermeniyi ekndisinden uzaklaştırır . ermeni yüzünde deli bir bakışla bağırır
- ERMENİ TEKNLOJİSİ DÜNYANIN EN İYİSİDİR
Vücudunun robot parçalarını göstermeye başlar
- EN SON SİZİN GİBİ MAHLUKATLARLA KARŞILAŞTIĞIMDA NERDEYSE CANIMDAN OLUYORDUM .BU SEFER SİZİN CANINIZ TEHLİKEDE
Karın bölgesinde olan makinalı tüfekle ateş etmeye başlar . vampir sakinleğini koruyarak kolunun yan kısmından bir bıçak çıkarır ve gelen bitip kurşunları keser . gözle algılanamayacak bir hızda ermeninin arkasına geçer . Ermeni parçalara ayrılırken konuşmaya başlar
- Senin dövüştüğün vampir bir dhampir di . Bir melez benim gücümle yarışamaz bile .
Ermeneyi öldğrmeden önce Mustafa bir bira şişesi atar . vampir hızıyla şişeyi ikiye ayırır . Mustafa budan istifade ile çakmak atar barhane yanmaya başlar .Bir anda ateş söner vampir gülmeye başlar
- SEN BENİ İNSANLARLA MI KARŞILAŞTIRIYON . (gülmeye başlar) DABOO HARİÇ SENİN ŞUANA KADAR DÖVÜŞTÜKLERİN YAPILMA VAMPİR HEPSİ BENİM KANIMIN 1 DAMLASIYLA YAPILDI
- YALAN SÖYLÜYORSUN O KADAR GÜÇLÜ OLAMAZSIN VE SEN BİR MAĞARADA TAŞLAŞMIŞTIN
- (vampir kolunu keser ve kolunun içinden bir şey çıkarır ) SANA BİRAZCIK TARİH DERSİ VERİYİM ESKİDEN 2 İNSANIMSI TÜR VARDI .NEANTERDELLER VE HOMOSAPİENSLER .NEANTERDELLER EVRİMDE DAHA FARKLI YOLA GİTTİLER FİZİKSEL OLARAK GÜÇLENDİLER FAKAT APTALDILAR FAKAT BEN ARAŞTIRMA YAPTIM VE KANIMIZIN GÜCÜNÜ ÇÖZDÜM (kolundan maske çıkar ) BU GÖRDÜĞÜN MASKE BENİM 1 DAMLA KANIMDAN OLUŞUYOR . BEN İSE BİR TANRIYIM
- TANRIMI GÜNEŞE ÇIKAMIYORSUN
- (VAMPİR SİNİRLENİR ) GÜNEŞ BENİM LANETİM ANLAMADAĞIM BİR ŞEKİLDE GÜNEŞ BENİ YAKIYOR AMA ONUDA GEÇİCEM BANA TEK GEREKEN ŞEY SAF TAŞ KANI
Güneşin çıkmaya başladığını anlayan vampir
- Bu gün deilmiş
Bir anda kaybolur
Mustafa kafasındaki bin bir soruyla ermeniye bakar ermeni kaybından perişan bir halde sayıklıyor .iyi ölmemiş diyip ustasının yanına döner orda Ömer i de görür ustası Mustafaya ne olduğunu sorar Mustafa ustası bir şey söyleyemeden vampirlere le ilgili araştırma yapmak istediğini söyler ustası bir yer olduğunu söyler yanına Ömer de alıp mezarlığa giderler
Mezarlıkta kend büyük babasının mezarını kazan Mustafa bir kitap bulur kitabı açınca vampirler le alakalı olduğunu anlar giderken başka bir vampir gelir
- O kitabı almanıza izin veremem
Mustafa onun kim olduğunu anlar ilk zehri koyan vampir di o Mustafa dövüşmeye hazırlanırken Ömer bir adım ileri atar
- Sen benim babamı öldürdün acısını çekeceksin
- Tanrı dövüşümü kutsasın
Mustafa vampir ile ömer in dövüşünü ne kadar görmek istesede güvenli bir yere geçip bu kitaba bakması gerekiyordu kitabı okumaya başladıkça soular ıyanıt buldu
Vampirler bütün homsapiensler hariç bütün yaşıyan varlıklarının birleşimiydi o maske kulananı bu varlıkların bir kan damlası kadar gücünü veriyordu ve bunların hepsi yüce lord tepeshden geliyordu
Vampirler güneşe çıkamıyordu çünkü homosapiens kanı olmadan güneş sadece onları yakıyordu bir ten bunun için insan kanı onlara daha tatlı geliyordu
Artık ömerin nasıl gittiğine bakması gerekiyordu Ömer e bakmaya gittiğinde tek görtdüğü şey parçalanmış bir insan vücudu ve bir antidot antidotu kullandıktan sonra ağlamaya başladı gözünden yaşlarını sildikten sonra Ustasının yanına gitti bu haberi duyan ustası sinirlendi ve dediki
- Bu işi bitirmeye gidiyoruz
Vampirlerin nerde olabileceğini bilen ustası onu aroma arenalarına götürür orda iki vampirle karşılaşır
Vampirlerin onurlusu konuşmaya başlar
- Burda bizden başka vampirlerde var onurlu bir şekilde gelin ve duellolala çözelim
Mustafa ve ustası kabul eder Mustafa Ömer i öldürenle dövüşecekken Ustası tepeshle dövüşecekti
Mustafa dövüşler başlamadan önce birkaç şey aldı Mustafaya bir at verildi pekde bir şey anlamasada bindi sonra arenayı gördüğünde olanları anladı bir kolezyumdaydı ve t arabasına karşıydı ortada bir crossbow vardı yarışmaya başladılar Mustafa crossbow u aldı ve ateş etti ok çok kötü bir şekilde ıskaladı ve vampğr mustafaya yetişti Mustafa ne atından dev vampir in atlı arabasına atladı. Vampir kendi saldırısını yapmaya başladı bir anda aşırı güçlü hortumlar vampirin kollarından çıkmaya başladı fakat mustafa her türlü duruma hazırlıklı gelmişti bir ip attı vampirin kollarına ve sıkmaya başladı mantrası kolarını yaktığı gibi vampiri güçsüzleştiriyordu . Mustafa kendi atına atladı ilk tur geçmişti bile . vampir kendi gözlerini söktü ve sadece hava hareketlerinden görmeye başladı ve kafasından hava üflemeye başladı Mustafa nın atı yere devrildi ve Mustafa yere düştü .Vampir işi bitirmek için yaklaştı tam üfleyecekken arkasından ok girip geçti Vampr sonradan fark etti bunlar zaten planlıydı vampir atından alarken Mustafa mantrasıyla vampiri nbacaklarını kopardı artık Vampir hareket edemiyordu .Vampir kopmak üzere olan kolarını Mustafaya attı Mustafa nefes alamıyordu bu yüzden mantra kulanamıyordu Vampir iyi bir dövüştü derken Mustafa bir şişe ve bir bandana attı . Vampir o kadar güçlü hava çekiyorduki ne olduğunu anlayamadı o sırada Mustafa konuşmaya başladı
- Ömer in ölüsünden gücünün havayla ilgili bir şey olduğunu anlamıştım . bundan dolayı saf alkol ve bir çeşit kıyafet getirdim .PATLAMAYA HAZIR OL
Vampir havayla saf alkolün etkileşiminden patlar
- Onurlu bir dövüştü . mekanın cennet olsun vampir orda ölür
Ustasının dövüşüne bakmaya giderken önünü vampirler keser Mustafa önündeki vampirleri öldürerek ustasının dövüş yerine ulaşır ustası yenilmişti Tepesh ustasından bir kristal alır
Maskesini çıkarır ve kristali maskeye takar yüzüne takar fakat hiçbir şey olmaz
Mustafa Tepesh e saldırır tepesh ile dövüşleri sırasında tepesh konuşur
- Beni öldürsen bile alttaki vampirler seni öldürür
- EN AZINDAN SEN OLMAYACAKSIN
İkisi nerdeyse bütün akşam boyunca dövüşürler Mustafa bitkin ir şekilde tepesh e bakar Tepesh üstünlüğü ele geçirecekken tepesh i yakan bir ışık gelir
ERMENİ KOMUTANI BÜTÜN ORDUSUYLA ORDAYDI
Tepesh kristalin ışığa tepki verdiğini anladı Mustafa askerlerin yanına atladı artık tepeshin ölüceğeni düşünürken bide güneş ufukta görününce kazandığını düşünmeye başladı taaki tepesh maskeyi takana kadar . maskeyi takan tepesh parıldamaya başladı vücudu sürekli deişmeye başladı en sonunda işe güneşin önüne çıkmayı becerdi .Mustafa gözlerine inanamıyordu ve kaçmaya başladı
Tepesh arkasındna kanatlar çıkarıp Mustafayı kovalamaya başladı Mustafa Ermenilerin geldiği uçağa bindi ve kaçmayabaşladı Tepesh onu kovalıyordu Tepesh kanatlarındaki tüyleri taşlaştırıp attı taşlaşan tüyler uçağın içinde piranaya döndüler . Tepesh uçağı durdurabileceğini düşündüğü için uçağın önüne geçti .Mustafa hiç durmayıp Tepesh e çarptı ve düşmeye başladılar Mustafa bölgede bir volkan olduğunu biliyordu bundan dolayı uçağı volkana çarptırdı ve batmadan önce uçaktan atladı . öldüğünü düşünerek giderken Tepesh volkanın altından çıkarak Mustafanın koluu keser acıdan kıvranarak koluna bakan mustafa Tepesh e bakar Tepesh hiç olmadığı kadar güçlüydü hayvanların gücünden daha öte bir şeye sahipti hayvanlara dönüşebilme vampir ağzını açtı ve konuşmaya başladı
- Bağırışların kulağıma şarkı gibi geliyor . Acaba ne kadar bağırtabilirim seni
Mustafa Tepesh e tekme atmayı dener Fakat kendi bacağı yanmaya başlar
- Ben de artık nefes alabiliyorum .GÜNEŞ BENİMDE ENERJİ KAYNAĞIM
Vampir işi bitirmek için saldırıken Mustafa cebinden kan kristailini çıkarır .aklında her hangi bir plan yoktu sadece elinde tek olan şeydi . vuruşun etkisiyle kan kristali sıcaklaşmaya başladı ve bir çeşit enerji yolladı bütün volkanı çizdi Tepesh ikinci kez vuramadan dağ üstündeki kara parçasını havaya fırlattı .Bulutları geçmişlerdi bile Tepesh insan üstünü kulanıp ayağa kalktı ve taştan uçarak inmeyi pilanlarken Mustafanın kolan kopu Tepeshin boynuna girdi Tepesh Mustafaya bakarak
- HEPSİ PLANINDI DEİLMİ
- EVET SENİ İNSAN BOZMASI VARLIK HEPSİ EN BAŞINDAN BERİ BENİM PLANIMDI
Mustafanın bunu söylemesindeki tek sebeb Tepesh i rahatsız etmek ti
Sonradan çıkan buhar ve kayaların etkisiyle Tepesh statosfer den çıkıp uzaya vardı uzayda hayatta kablabilse bile donmaya başladı hareket edemez oldu ve düşünmeyi bıraktı
Mustafa ise bütün vücudunu taş a verdi ve içinden geçirmeye başladı karşılaştığı kişiler yaşayacaktı
3 ay geçti Mustafanın cenazesi yapılmaya başlandı herkez ordaydı siyahi kürt . ustası. Ermeni komutan . Ömerin çalışma arkadaşı . teyzesi
Sonra arkadan bir figür berildi
- Mustafa 1932- 1950 BEN ÖLDÜM MÜ
Herkez arkasına baktı ve Mustafayı gördüler
Sonra mustafa olanları anlatmaya başladı düştüğü kayada bir balıkçı grubu tarafından kurtarılmıştı . eşim telgraf atması gerekiyor
Herkes EŞİNMİ VAR diye çıkıştılar
Hastanede tanışmışlardı .Mustafa eşine baktı ve telgraf atman gerekiyordu iye bağırdı .
Eşi unuttum dedi Mustafa yeni mekanik kolunu oynatarak Eşini kovalamya başladı eşini yakalayınca burnuna dokundu
SON
submitted by nonononocontent to kopyamakarna [link] [comments]


2020.11.23 19:14 DiyetisyenTugbaYprk MİDE BALONU İLE ZAYIFLAMA

Mide Balonu ile Zayıflama
Mide Balonu Türleri Nelerdir ?
Normalde besin ile dolarak kişinin aşırı kalori almasına sebep olan midenin yapay bir balon ile doldurulması ve alınan besinin kontrol altına alınması prensibine dayanan ameliyatsız zayıflama yöntemine mide balonu tekniği adı verilmektedir. Mide balonları kişinin isteklerine, vücut ölçülerine, sağlık durumuna göre değişen kıstaslara göre dört türden oluşur. Kişiye en uygun olan mide balonu türü takılarak kısa sürede kilo vermesi sağlanır. Zayıflama amacıyla kullanılan mide balonu türleri şunlardır:
• İçerisi hava dolu olan mide balonu,
• İçerisi sıvı dolu olan mide balonu,
• Silikon malzemeden yapılmış ayarlanabilir mide balonu,
• İntragastrik mide balonu.

Hava ile Şişirilen Mide Balonu
Normalde birden fazla hava ile şişirilen mide balonu türü bulunmaktadır ancak kullanımı sırasında ortaya çıkan sorunlardan dolayı günümüzde tek tip hava ile şişirilen balon kullanılmaktadır. Dışı silikon malzemeden üretilen ve hava kaçırmaması için iki kat koruyucu malzeme ile sarılan bu balonların iki büyük avantajı bulunmaktadır. Bunlardan birincisi şişirildiklerinde oldukça hafif olmalarıdır. Hava ile şişirilmeyen balonlardan çok daha hafif olmalarından dolayı hissedilme katsayıları da oldukça düşüktür. Hava ile şişirilen balonların ikincisi avantajı ise ağrı ya da bulantı hissi oluşturmuyor olmalarıdır. Nadiren karşılaşılan bulantı hissi de yaklaşık üç – dört günlük sürede tamamen ortadan kalkmaktadır. Balon endoskopik yöntem ile uygulanmakta; sönük halde mideye yerleştirildikten sonra 600cc hava ile doldurulmaktadır. Mideye yerleştirildikten altı ay sonra mideden genel anestezi etkisi altında alınır.
Sıvı ile Şişirilen Mide Balonu
Bir diğer mide balonu türü olan sıvı ile şişen mide balonu ise günümüzde en çok kullanılan mide balonu türüdür. Hacmi diğer mide balonlarına göre daha büyüktür. Yine endoskopik yöntemle sönük olarak mideye yerleştirilir. Yerleştirilmesinin ardından tuzlu sıvı çözeltisi balonun içerisine doldurularak mühürlenir. Mühürlemeden sonra içerisindeki renkli tuz çözeltisinin hareketlerine bakılarak sızdırma olup olmadığı kontrol edilir. Bu avantajından dolayı birçok mide balonu operasyonunda güvenle kullanılmaktadır. İçerisindeki sıvının zararsızlığı da bir diğer avantajıdır. Diğer mide balonu türlerine göre yaklaşık yüzde elli daha fazla alan kaplamaktadır. Bu avantajından dolayı da alınan besin miktarını büyük oranda azaltmaktadır. Büyük olmasından dolayı hissedilme katsayısı yüksek, oluşturduğu yan etkiler ise fazladır. İlk üç – dört gün yoğun bir kusma hissi oluşturmaktadır.

Silikon Mide Balonu
Mide balonu uygulamalarının en son örneği ise silikon ayarlamalı mide balonlarıdır. Hacim olarak oldukça küçük olmalarına rağmen midenin doyma üzerinde etkili olan bir bölümüne yerleştirilirler. Bu sayede diğer mide balonlarından daha fazla doygunluk hissi sağlayabilirler. Üretildiği malzemenin vücuda herhangi bir zararı olmadığından dolayı güvenle kullanılabilir. Balonun bağırsaklara doğru hareketlenmemesi için özel bir kanca sistemi kullanılır. Küçük hacimli olmasından dolayı herhangi bir yan etki göstermez. İçerisinde hava ya da su olmadığından dolayı da sızdırma riski yoktur. Bu riskin olmamasından dolayı da çok uzun süreler kullanılabilir. Günümüzde bir vaka üzerinde iki yıl kadar kalmışlığı vardır ancak bu tavsiye edilmez. Faydalı kullanım ömrü bir yıl olarak bilinmektedir. Genel anestezi altında yerleştirilir ve alınır.
İntragastrik Mide Balonu
En gelişmiş mide balonu yöntemi ise intragastrik mide balonudur. Herhangi bir endoskopik operasyon gerektirmez. Mideye operasyon öncesinde bir çözelti enjekte edilir. Sonrasında ise kapsül şeklinde bir ilaç yutulur. İlaç ile çözelti tepkimeye girer. Tepkimenin sonucu olarak kapsül şişerek balona dönüşür. Balonun hacmi ayarlanabilse de genelde 300cc kadardır. Bazı durumlarda iki balon oluşturulması söz konusudur.
Kimler Mide Balonu Taktırabilir?
• Şeker hastalığı,
• kalp hastalığı,
• yüksek tansiyon,
• karaciğer yağlanması,
• uyku apnesi,
• hareket zorluğu,
• solunum güçlüğü gibi rahatsızlıklardan en az biri bulunan ve vücut kitle indeksi 25 kg/m2 ve üzeri olan kişilere uygulanması doğru olan bir yöntemdir.

Sağlıksız ve yanlış beslenmek, hareketsiz kalmak, hormon bozukluklarına sahip olmak gibi durumlardan dolayı kişinin sürekli olarak kilo alması durumuyla karşılaşılabilir. Alınan bu kilolar diyetlerle ve spor egzersizleri ile kontrol altına da alınabilir. Bazı spesifik durumlarda ise, psikolojik bazı unsurların da desteği ile kişi aldığı kiloları verememeye başlar. Diyet ve spor egzersizleri işe yaramaz. Bu durumun sonucu olarak da obezite gelişir. Obezite oldukça tehlikeli bir hastalıktır. Gelişmeye başlamasından itibaren vücudun birçok fonksiyonunu bozar. Diyabet gibi hastalıkların gelişme riskini büyük oranda artırır. İşte geleneksel kilo verme yöntemlerinin işe yaramadığı durumlarda, genelde obezite hastalığının varlığı halinde mide balonu uygulamasına geçilmekte ve mide balonu taktırılmaktadır.
Bir hastaya mide balonu takılıp takılmayacağı kişinin kendi inisiyatifinde değildir. Genelde doktor tavsiyesi ve gözlemiyle hareket edilir. Doktora başvurulması ve uzun bir takip sürecinden sonra cerrahi müdahaleye karar verilmesi halinde mide balonu taktırılması ihtimali ortaya çıkar. Kişinin vücut kitle indeksinin kırkın üzerinde olması halinde cerrahi müdahale oldukça tehlikeli bir hale gelir. Bu riski ortadan kaldırmak amacıyla vücut kitle indeksinin aşağı çekilmesi gerekmektedir. Bu amaçla da uygulanabilecek yöntemlerden biri olarak mide balonu karşımıza çıkmaktadır. Mide balonunun takılmasının ardından altı aylık süre boyunca verilen kiloların toplamı otuza yaklaşmaktadır. Bu otuz kilo da vücut kitle indeksinin kırkın altına çekilmesi için yeterlidir. Bazı durumlarda ise vücut kitle indeksi otuz beş olanlara mide balonu takılmaktadır. Bu kişilerin aşırı kilolarının yanında mutlaka bir hastalık bulunmaktadır. Bu hastalık genelde diyabettir.

Kimler Mide Balonu Taktıramaz?
• Kronik mide hastalığı olanlar,
• Gebeler ve kortizon kullananlar.
• Bunların dışında, doktor tavsiyesi var ise herkese mide balonu takılmaktadır.
Mide Balonunun Kilo Vermedeki Etkisi
Mideyi boş haliyle büzüşmüş bir torba gibi tanımlayabiliriz. Yemek yendikçe bu torba şişmeye başlar. Normalde çok gergin olmasa da gereğinden fazla yemek tüketildiğinde inanılmaz derecelerde esneyebilir. Yemek tüketiminin sürekli olarak fazla olması durumunda ise torbanın iç hacmi sürekli olarak büyür. Midenin iç hacminin doyma üzerindeki etkisi çok büyüktür. Mide dolduğunda, midenin üzerindeki hücreler ve hormonlar doyma sinyalini iletmektedir. Sinyalin iletilmesinden sonra kişi doyduğunu hissederek yemek yemeyi kesmektedir. Eğer midenin iç hacmi çok büyük ise doyma sinyali çok geç gönderilmekte; gönderilene kadar da kişi daha fazla kalori almaktadır.
Normalde midenin iç hacmine müdahaleler cerrahi yöntemler ile yapılmaktadır fakat bazı durumlarda cerrahi müdahale riskli olabilir. Bu riski ortadan kaldırmak için yapılacak şey mide iç hacminin suni olarak
doldurulmasıdır. Normalde yiyecekle dolan bölgeye içerisi hava veya su dolu bir balon indirilir. Torbanın kapladığı alan kadar besinlerden tasarruf edilir. Kişi normalde tüketeceğinin çok daha azı kadar besini tüketerek geniş midesini doldurur. Mide balonundan kalan alana dolan yemek sayesinde günlük alınması gereken kalorinin belki de beşte ikisi alınır. Bu sayede de kilo verme sürecine başlanır.
Mide Balonu ile Kaç Kilo Verilir ?
Mide balonu taktırmak kesin kilo verileceği gibi bir anlam ortaya çıkarsa da işin aslı tam olarak böyle değildir. Evet, mide balonu büyük kiloların kısa sürede verilmesini sağlayabilir ancak doğru şekilde beslenilirse. Yani mide balonu takılması yaşam tarzında değişiklik yapılması gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Mide balonu takıldıktan sonra, takılan mide balonunun türüne göre midenin hacmi 300cc ile 900cc arasında küçülür. Hangi tür mide balonunun takılacağı hastanın durumu ve doktorun tavsiyesine göre kesinleştirilmektedir. Mide balonunun hacmi arttıkça verilebilecek kiloların miktarı ve verme hızı artmaktadır. Hacim düştükçe de tam tersi bir durumla karşılaşılmakta ancak bu yavaş kilo verme durumu da sağlıklı olmaktadır.
Mide balonları takılmalarının ardından yaklaşık olarak altı ay midede kalırlar. Takıldıkları ilk günden itibaren kişinin aldığı kalori miktarını düşürmeye başlarlar. Kişi büyük bir arzuyla tüketmek istese dahi mide hacmi yeterli gelmediği için tüketemez, tüketmemelidir de. Eğer uzman bir diyetisyen tarafından mide balonu kullanıldığı duruma özel olacak şekilde uygun bir diyet yazılırsa altı ayın sonunda otuz kilo kadar vermek mümkündür. Genelde obezite hastalarına cerrahi müdahaleden önce uygulandıklarından dolayı verilen kilolar ameliyat ihtimalini ortadan
Ekstrem bazı durumlarda, mide balonunun vücutta kalma süresi artırılarak otuz kilonun üzerinde de kilo verilmesi sağlanabilir ancak bu gibi örneklerle nadiren karşılaşılmaktadır. Mide balonunun takılmasının ardından geçen altıncı ayda balon kesinlikle alınmakta; kişi vücut kitle indeksi açısından ideal konuma gelmişse ameliyata geçilmektedir.
Mide Balonu Nasıl Takılır?
Mide balonu midenin hacmini azaltmak için kullanılır. Mide içine yerleştirilen balon su ile şişirilerek belli bir yer kaplaması sağlanır. Bu sayede daha az yiyecek ile doygunluk sağlanırken tokluk süresi uzatılır. Çok besin alındığı zaman oluşan rahatsızlık nedeniyle de yemenin verdiği keyif duygusu ortadan kaldırılmış olur.
İşlem 12 saatlik açlık sonrasında uygulanır. 10-15 dakika sürer. Sedasyon eşliğinde uygulanır, cerrahi bir yöntem değildir. Hasta 3 saatlik gözetimden sonra normal yaşantısına devam edebilir. Mide balonu 6 ve 12 aylık olmak üzere iki çeşittir. Kişinin vermesi gereken kilo miktarına bağlı olarak takılacak olan balonun süresi değişkenlik göstermektedir. Bu süreçte beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi amaçlanmalıdır. Uygulama sonrasında kısıtlayıcı bir diyet programı önerilerek yaklaşık 15-30 kg kilo kaybı sağlanır.
Mide Balonu Sonrasında Beslenme
Mide Balonu Sonrası Sıvı Dönemi (ilk 4-5 gün)
Midenin balona uyum sağlaması için ilk birkaç gün sıvı diyeti uygulanması önemlidir. Mide balona alışana kadar vücuda enerji verebilecek ve vücudun susuz kalmasını engelleyecek sıvılar alınmalıdır.
İlk birkaç gün berrak ve şekersiz sıvılar tercih edilmelidir. Küçük yudumlar şeklinde beslenilmelidir. Tolerasyon durumu arttıkça sıvıların kıvamı koyulaştırılabilir fakat taneli sıvılar tercih edilmemelidir. Yine bu dönemde olası kas kayıplarının önüne geçmek için ise protein içecekleri kullanılabilir.
Sıvı Dönemi Serbest Besinleri
• Taze sıkılmış asitsiz meyve suları
• Protein içecekleri
• Et –tavuk-kemik suyu ile hazırlanmış berrak çorbalar
• Şekersiz meyve kompostoları
• Ayran
• Laktozsuz süt
Sıvı Dönemi Örnek Beslenme Programı
• Kahvaltı : 1 çay bardağı protein içeceği
• Ara Öğün: 1 çay bardağı taze sıkılmış elma suyu
• Ara Öğün: 1 çay bardağı laktozsuz süt
• Öğle Yemeği: 1 çay bardağı et suyu
• Ara Öğün: 1 çay bardağı protein içeceği
• Ara Öğün: 1 çay bardağı ayran
• Akşam Yemeği: 1 çay bardağı kemik suyu
• Ara Öğün: 1 çay bardağı protein içeceği
• Ara Öğün: 1 çay bardağı laktozsuz ayran
Mide Balonu Sonrası Püre Dönemi (yumuşak gıda 5-10 gün)
Bu dönemde midenizin tolere durumuna göre yavaş yavaş taneli çorbalara ve iyi ezilmiş gıdalara geçebilirsiniz. Yine bu dönemde besinleri iyi çiğnemek de oldukça önemlidir.
Püre Dönemi Serbest Besinleri
• Yumurta beyazı
• Süt
• Yoğurt
• Ayran
• Ezilmiş tavuk eti
• Ton balığı
• Püre kıvamına getirilmiş meyve
• Taze meyve suları
• Püre kıvamına getirilmiş sebzeler
• Yumuşak light peynirler
• Protein içecekleri

Püre Dönemi Beslenme Programı
• Kahvaltı: 1 adet yumurta beyazı +1 kibrit kutusu beyaz peynir
• Ara Öğün: ½ su bardağı ayran
• Öğle Yemeği : 1 kase tavuk suyunda tavuklu çorba (iyi ezilmiş)
• Ara Öğün: ½ su bardağı protein içeceği
• Akşam Yemeği:1 kase tavuklu yoğurtlu çorba (iyi ezilmiş)

• Ara Öğün: ½ su bardağı protein içeceği
• Mide Balonu Sonrası Katı Dönemi (10.gün ve sonrası)
Sıvıları ve püre besinleri rahat bir şekilde tolere edebildiyseniz artık katı döneme geçebilirsiniz. Bu dönemde sofranıza gelen her besini iyi çiğneyerek yavaş bir şekilde tüketebilirsiniz.
Yasak olan besinler: Asitli içecekler , tuzlu ve yağlı gıdalar , şekerli içecekler , narenciye meyveler
Katı Dönemi Beslenme Programı
• Kahvaltı: 1 adet haşlanmış yumurta +1 kibrit kutusu beyaz peynir
• Ara Öğün: 1 kase meyveli yoğurt
• Öğle Yemeği: 5 yemek kaşığı kıymalı sebze yemeği
• Ara Öğün: 1 bardak süt
• Akşam Yemeği: İyi çekilmiş kıymadan yapılan köfte
• Ara Öğün: 1 bardak laktozsuz ayran
• Katı döneme uyum sağlanılmadığı takdirde tekrar püre dönemine geçiş sağlayarak alışma süreci uzatılabilir.

Mide Balonu Taktıranların Dikkat Etmesi Gerekenler
• Eğer mide bulantısı ve kusmaya karşı aşırı hassas iseniz hacim açısından en düşük olan mide balonunu seçmeniz gerekir.
• Kilonuz çok fazla ve acil olarak ameliyat olmanız gerekiyorsa hacim olarak daha büyük mide balonunu seçmeniz gerekir.
• Mide balonunu taktırdıktan sonra yediklerinize ve içtiklerinize dikkat etmeniz gerekmektedir. Aşırı yağlı, asitli ya da kafeinli her türlü besinden uzak durmalısınız. Özellikle hava ile şişen mide balonlarında tüketilen besinler daha da önem kazanmaktadır.
• Operasyondan sonra bazı mide ilaçlarının kullanımı kesilmelidir. Bazı ilaçlar ile kullanılmaya başlanmalıdır. Bu ilaçları doktorunuz belirleyecektir.
• İlk bir hafta için ani hareketlerden kaçınılmalı, sonrasında ise yine ani hareketlere dikkat edilmelidir.
• Şikayetler beklenmedik şekilde gelişirse mutlaka doktora başvurulmalıdır. Özellikle bağırsaklardaki ağrılar ve aşırı gaz durumu doktora başvurulması gereken durumları oluşturur.
Bunlara dikkat edildiği müddetçe mide balonu operasyonlarından sonra komplikasyon oluşma ihtimali oldukça düşüktür. Ayrıca mide balonunun taktırılması arzu edilen her şeyin tüketilebileceği anlamını doğurmaz. Sağlıklı yaşam tarzına geçilmeli; karbonhidrat ve şeker alımına dikkat edilmelidir. Diyet var ise halihazırda bu diyete uygun beslenilmelidir.
Mide Balonu Taktırmak için Anestezi Gerekir Mi?
Ameliyat gerektirmeyen obezite tedavi yöntemlerinden bir tanesi mide balonu işlemidir.
Mide Balonu Doktor Seçimi
Mide balonunda doktor seçimi oldukça önemlidir. Mide balonu uzman tarafından 400-700 cc sıvı veya balon türüne bağlı olarak hava veya sıvı ile şişirilmektedir. Bu süreçte mide hacmine uygun boyutta balonun şişirilmesi istenilen sonucu almak için oldukça önemlidir. 6 aylık mide balonu bir kez şişirilirken 12 aylık mide balonu üç aylık periyotlar ile sizin artan porsiyonlarınız doğrultusunda şişirilecektir. Bu yüzden takibinizi yapan ve uzman bir diyetisyen desteği olan bir doktor ile bu süreçte çalışmak oldukça önemlidir. Bu sayede işlem sonrası düzenli diyet kontrollerinin yapılması ve sağlıklı beslenme tavsiyelerinin alınması başarılı sonuçlar almanızı kesinleştirecektir. Mide balonu işlemi için seçecek olduğunuz doktorunuzun mutlaka alanında uzman olmasına dikkat etmeniz gerekmektedir.
Mide Balonu Sonrası Şikayetler
Mide balonu işleminin ardından ilk birkaç gün midenin balona uygulanacaktır.
Mide balonu çıkarıldıktan sonra kişi eğer sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanmadıysa ve eski beslenme düzenine geri döndüyse verdiği kiloların bir kısmını yeniden alacaktır. Bu yüzden mide balonunun takılı olduğu süreç iyi değerlendirilmelidir ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları yaşam tarzı haline dönüştürülmelidir. Bu yüzden sadece mide balonunun takılması ile kilo vereceğinizi düşünmeyin bu konuda mutlaka diyetisyen tarafından profesyonel destek almanızı öneririz.
Mide Balonunun Avantajları
• Mide balonu son dönemlerde en çok kullanılan yöntemlerden birisi haline gelmiştir. Mide balonu midede hacimsel olarak yer kapladığı için kişinin porsiyon kontrolünü çok daha rahat yapmasını sağlamaktadır. Bu durum kişinin gün içerisinde gereksiz kalori alımını engelleyerek ideal kiloya kavuşma sürecini hızlandırmaktadır.
• Günlük kalori alımını kısıtlayan bu işlem sayesinde kişiler kısa ve sağlıklı bir şekilde ideal kilosuna kavuşabilmektedir. Bu süreç ideal kilosuna ulaşan kişilerin fiziksel değişimine bağlı olarak kendilerine olan özgüveni arttırmakta ve psikolojik açıdan daha mutlu kişilerin oluşmasına destek sağlamaktadır.
Mide Balonu Fiyatları
Mide balonu fiyatları kullanılan balonun türüne ve balonun dayanıklılık süresine göre değişiklik göstermektedir. Mide balonları içerisinde içerisi hava ile şişirilen aynı zamanda da sıvı ile şişirilen 2 balon türü bulunmaktadır. Buna ek olarak kişinin kilosuna bağlı olarak mide balonlarının 6 aylık ve 12 aylık olmak üzere çeşitleri bulunmaktadır. Genellikle kullanılan ve tercih edilen balon türü ise sıvı ile şişirilen 6 aylık mide balonları olmaktadır. Mideye takılan balon faktörü dışında hekimin tecrübesi ve işlemin uygulandığı hastane koşullarına göre de mide balonu taktırmanın fiyatları değişiklik göstermektedir.
https://www.tugbayaprak.com/mide-balonu-ile-zayiflama/
https://www.youtube.com/channel/UCwKrvCOQii2Pza6bYva8Z9w
submitted by DiyetisyenTugbaYprk to u/DiyetisyenTugbaYprk [link] [comments]


2020.11.23 16:18 westfalenz Lib right olarak çözüm önerileri...

Öncelikle uzun bir yazı olacak bunu belirteyim. kendini lib-right olarak tanımlayan biri olarak fikirlerimi yazayım. Her türlü tartışmaya ve karşıt fikre tamamen açığım.
Eğitim
Ben üniversite okudum devlet bana is vermek zorunda kafasına karsıyım. İssizlik maası, ücretsiz saglık sigortası da istemiyorum, ücretsiz eğitim ya da kitap istemiyorum. Köklü okullar hariç üniversitelere tamamen ozel ve paralı olmalı hatta. sadece alanında ciddi basarı gösteren öğrencilere üniversiteler burs vermeli, bu konuda kararı sadece üniversiteler devletin baskısından bağımsız bir şekilde bireysel olarak uygulamalı. Yani üniversite eğitiminin nitelikli hale gelmesi üniversiteye girişin sanki ortaokuldan liseye geçiş gibi standart bir halde olmasının önüne geçilmeli. Bunun da en büyük yolu merkeziyetçi sınavları ortadan kaldırmaktan geçiyor. Sırf oturup cumhuriyet dönemi eser yazar ezberi yaptı diye bi adamın üniversiteye yerleşmemesi gerekiyor. Türkiye'de son yıllarda her ile bir üniversite mottosuyla yayılan üniversite eğitiminin yaygınlasıp değersiz hale gelmesine dur demek şart. Bu konuda devlet, öğrenci, öğrenci ailesi ve okulun yapıldığı yerdeki yerel halk ortaklaşa bir şekilde ülkeye dinamit atıyor. Devlet memnun çünkü üniversite açtık, bölgesel gelişime katkı verdik diye elini güçlendiriyor, öğrenci memnun çünkü ailesinden kopmak için birebir bir fırsat, özgür bir ortam o dönemde gençlerin uzun vadeli problemleri ertelemesine yol açıyor. Aile zaten çocuğum memur olsun, üniversite okumak şart kafasında. Yerel halk desen hangi araziye kaç katlı apartman dikerim daire x kira kafasında. Yok olan ise koskoca bir genç nüfusun hiç uğruna heba edilmesi. Üniversite öğrencisi sayımız korkunç derecede yüksek ve Türkiye'nin bu kadar lisans mezununu istihdam edecek gücü yok. Üniversiteler artık gençlerin işsizlik erteleme aracı olmaktan çıkmalı. Bunun da tek şart üniversiteleri paralı hale getirmek. Üniversiteye gitmenin bir bedeli olmalı. Bir bedeli olmalı ki artık üniversite nitelik kazansın. Başarılı öğrenciler önceki öğrenimlerinin değerin farkına varsın. Bu sayede lise ve ortaokul nitelik kazanır çünkü üniversiteler kendi uygulayacağı yeterlilik sınavları gibi daha önceki öğrenimi de tanıyacak. Eğer ki hiçbir kriteri sağlayamayıp burs ya da herhangi istediği bir bölüme yerleşemeyen kişi varsa Vakıf okullarına katılabilir ya da parasını ödeyerek bu eğitim hizmetini satın alabilir. Nitekim ciddi bir birikimle satın aldığı bir eğitimde bu kişi daha başarılı olacak ve eğitim süreci boyunca çok daha üretken olacaktır. Yüksek öğretime geçerken tanınan onceki öğretim basarısı mesleki eğitim ve liselerin gelismesinin ve eğitim kalitesini arttırmanın tek yolu. İnsanları olabildiğince çabuk bir şekilde ekonomik gelir elde etmesine yönelik politikalar güdülmeli. İşsizlikle mücadelede hedeflenmesi gereken en kalıcı çözüm bireyleri olabildiğince finansal açıdan bağımsız ve üretime katılabileceği şekilde hazırlamak. Ellerine diploma diye Türkiye'de toplam istihdam alanı 5000 i geçmeyen sektörlerde yılda onbinlerce mezun vermek değil... İşadamları daha çok üniversite kurmalı ve piyasanın ihtiyacına göre işleyeceği nitelikli personeli, piyasanın talebine göre dengelemeli. Bu şekilde ancak firmalar istedikleri nitelikte çalışanı yetiştirip dengeli bir kontenjan oranıyla üniversite eğitimini nitelikli hale getirebilir.
Bugün herkesin eleştirdiği market fiyatlarındaki en büyük artısın sebebi de yine memur zihniyetidir. Elinde dededen kalma dönüm dönüm tarlaları olan adamlar bile gidip memur olma pesindeyken o ülkede domatesin fiyatı 15 liraya da cıkar. Git ABD'nin en düşük gelirli eyaletine (mesela Alabama) kapıları cal ve halka domates fiyatı diye sor, adamlar neden bahsettiğini bile anlamazlar cünkü sıfır enflasyon sıfır faiz domates hep aynı fiyattadır. ABD'de en az konusulan koulardan biri tarımdır cünkü zaten GSYIH icindeki payı ve istihdam oranı makinelesme ve teknoloji ile birlikte cok düsüktür. Liberal-kapitalist ekonomi yerine devlete tapıcı memur zihniyetin oldugu yerde neolitik cagdan beri uygulanan tarımı bile beceremeyen topluma dönüsürler . Sonra burda sevimli sevimli gencecik heidi gibi kızların Avusturya'da inek sağdığı videoları atarsın.Evet cünkü o ülkelerde o kız gidip bir üniversite okuyayım da polis olayım, asker olayım ya da belediyede calısayım demiyor. Bunu diyen olursa da bunu yapmak da serbest ama bir bedeli var... Memur tapıcılıgını bırakıp girisimciligin yükseldiği bir ülke şart.
Liyakat
Liyakatın tek temeli sonucunda elde edilebilecek ekonomik kardır. Ancak ucu kar etmeye dokunan bir kurulusta liyakattan bahsedebilirsiniz. Devletin kontrol ettiği her türlü isletme sonucunda liyakatsız secim ve torpile en nihayetinde yozlasmaya ve zarar etmeye mahkumdur. Torpil,kar amacı güden şirkette dönmez. Diyelim ki benim bir özel okulum var ve matematik öğretmenine ihtiyacım var. Ben gidip dış tıcaret mezunu amcamı sırf ben yaparım dediği için o okula koyarsam iki gün sonra veliler kapıya gelir, öğrenciler memnun olmaz, basarı ciddi manada düşer ve benim isletmemi kimse tercih etmez. O zaman gider pasa pasa bu isten anlayan matematik öğretmeni alırım. Cünkü kurdugum isletmenin varlıgını sürdürmesi buna baglı. Devlette ise kim benim varlığımı sürdürmek icin gerekli oy potansiyelini sağlıyorsa onu kayırırım. Zira devlet kurumunda kar olmadığı icin öğrenciler basarısızmıs, pi de sondan 3. olmus ülke benim umrumda bile olmaz cünkü kafamdakı en büyük hedef koltugumu korumak olur. Bir güzel benim partime üye adamı kayırır yerlestirir yıllarca beslerim. Bir tane de 1 ay tarih videosu izleyerek yaptıgı ezberle gecinilebilen bir sınav koyarım ki bakın sonucta sınav var diye kılıf uydurayım. Liyakatı ben sağlayacağım diyen her türlü siyasi olusuma karsıyım.
Hayatımda hicbir zaman devlet hastanesinde diş bile çektirmedim, zaten cektiremiyoruz da. 6 ay sonraya gün veren hastaneler dolu memleket. Devletin bedavaya sağlayacağı bir hizmetten fayda bekleyen zihniyete karşıyım.
Ozel sektor desteklenmelidir, bu zorunluluktur. Ekonomik olarak right-wing olmayıp da gelişebilen bir ülke yoktur dünyada. Ozel sektörün büyümesi ve küresellesmesi sarttır. Üretimin yegane saglayıcısı ozel sektördür. Devletin üretimle ya da istihdamla işi yoktur. Kontrol mekanizması olarak devrede olmalıdır. ABD gösterdi ki güclü özel sektör yüksek üretim, yüksek üretim güçlü bir GSYIH, bu da mal ve hizmetlerin ucuzlasması ve yaygınlasması, herkesin alabileceği seviyede olması demek. Devlet yardımı değil, kendi emeğimle sağladığım yüksek alım gücü istiyorum. Bunun da tek koşulu ülkede küresel piyasada etkili olan ve katma değer üreten, rekabetçi bir özel sektör... Özel sektör istihdam sağlar, rekabetçi piyasada devamlılığını sağlayabilmek için ihtiyacı olan personele yüksek rakamlar öder, istihdam sağlar ve devletin sırtındaki kamu maliyeti yükünü alır. Devlet de bunun sonucunda bireyin önündeki en önemli engel olan vergileri düşürür. productivity artar.
Türkiye'de özel sektör güçsüz. bü yüzden sartları genel olarak olumlu değil. Bunun nedeni kapitalizmin kötü olması değil, Türkiye'deki serbest piyasanın ve özel sektörün yeterince güclü olmaması ve desteklenmemesi. Alım gücünün düsük olmasının sebebi emege gösterilen talebin az olmasıdır... Üretim olabildiğince arttırtılmalıdır ki bunun sonucunda emege ihtiyac duyulsun ve emek değerlensin. Özel sektörde calısan insanın ikinci sınıf vatandas muamalesi görmesine karsıyım. Kendi kendini istihdam edebilen vatandaşın kazancından kesilen vergilerle maasını ödediği kamu personeli tarafından hor görülmesine karşıyım. İnsanların üzerindeki devlet memurluğunun tek kurtulus olduğu yönündeki zihniyete karsıyım. Türkiye'dek sirketler Amerikan şirketleriyle karsılastırıldıgında mahalle bakkaliyesi gibi kalıyor. Bu kurumların size tatmin edici bir ücret ve iyi calısma kosullarını sağlayamaması bunu yapabilecek piyasanın olmamasından kaynaklanıyor. Ülkede özel sektörde calısan ve isverenin kosulları iyileştirilmelidir.
Sadece ve sadece bireyin ekonomik gelişimini ana hedef noktası yapan,liberal bir oluşumun taraftarıyım. Model olarak aldığım ülke ise ABD.
Dipnot: kabaca 600 usd kazanan lisans mezunu ve mesleki yeteneginden doğan emek sonucu elde ettiği gelir ve akıl sermayesi dışında hicbir sekilde baska geliri olmayan biri
submitted by westfalenz to svihs [link] [comments]


2020.11.20 20:54 BrainyRedditor Diktatörlerin Servetleri

Diktatörlerin iktidara yapışıp kalmalarının nedenlerinden biri, kendilerinin ve yakın çevrelerinin yasadışı yollarla edindikleri servetin hesabını vermek zorunda kalacak olmaları ve bu serveti kaybetmekten korkmalarıdır. Diktatörlerin servetlerinin gerçek boyutunu, hepsi olmasa da büyük bir bölümünü, ancak iktidardan düştükleri zaman öğreniyoruz. Gerçekten de iktidardan darbe, halk isyanı gibi yöntemlerle devrilen diktatörlerin çoğunun ortaya çıkan servetleri dudak uçuklatacak boyuttadır. Son yirmi yılda, Arap ülkelerinde devrilen diktatörlerin servetleri konusunda elimizde biraz detaylı bilgi var. Lübnan’da yayımlanan Raseef22 internet sitesinde 21 Nisan’da yayımlanan yazıda, devrik Arap diktatörlerinin ortaya çıkan servetlerinin bir dökümü veriliyor.
En son devrilen Sudan diktatörü Ömer El Beşir’in sarayında 350.000 dolar, altı veya yedi milyon avro ve yüz milyon dolar karşılığı Sudan lirası nakit para bulundu. Paralar elli kiloluk tahıl çuvallarında başkanlık sarayında saklanıyormuş. El Beşir’in ve yakınlarının yurtdışında sakladıkları servetlerinin olup olmadığı araştırılıyor. İslâmî kurallara dayanan yasaları hayata geçiren, Darfur katliamı nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında yakalama kararı olan İslâmcı-milliyetçi diktatörün sarayında ayrıca yüzlerce kasa viski bulunmuş.
Arap isyanları döneminde devrilen diktatörlere gelmeden önce, yetmiş altı villası olan Irak diktatörü Saddam Hüseyin’i hatırlayalım. ABD ve müttefiklerinin 2003’te Irak’a saldırmalarından birkaç saat önce, Saddam Hüseyin’in oğlu Kusay’ın Bağdat’ta merkez bankasının kasasında bulunan bir milyar dolar nakit parayı, üç kamyonla alıp götürdüğü biliniyor. Aynı anda Saddam Hüseyin’in yakın adamları da Lübnan, Hollanda ve İsviçre’deki hesapları boşaltıyordu. Bu servetin miktarı, nerede olduğu tam olarak bilinmiyor. Bir kısmının Saddam sonrası direnişi finanse ettiği tahmin edilebilir.
Mısır diktatörü Hüsnü Mübarek’in Mısır’da bankalarda olan serveti önemli değildi: iki yüz bin dolar karşılığı Mısır lirası. Buna karşılık Mübarek ailesinin, çoğu İsviçre bankalarında olan, 562 milyon dolar serveti 2011’den beri dondurulmuş durumda. Mübarek’in Londra, Kıbrıs ve ABD’deki gayrimenkulleri de “haksız elde edilmiş kazanç” soruşturmasıyla inceleniyor. Mübarek’in oğlu Ala Mübarek’in kara para aklamaya devam ettiği iddiası Panama Papers belgelerinin yayımlanmasıyla yeniden gündeme geldi.
2011’de devrilen ve 2017’de Husi isyancılarının öldürdüğü Yemen diktatörü Ali Abdullah Salih’in 1978’den 2011’e kadar iktidarda kaldığı süre içinde biriktirdiği servetin otuz iki ila altmış milyar dolar arasında olduğu, Birleşmiş Milletler’in 2015’te yayımladığı bir araştırma raporunda iddia edildi. BM Güvenlik Konseyi’nin kabul ettiği bu rapora göre, Salih’in farklı isimler altında yirmiden fazla ülkeye dağıttığı bu servetinin esas kaynağı büyük petrol şirketlerinden aldığı rüşvet ve komisyonlar. Sudan gibi Yemen de dünyanın en yoksul ülkelerinden biri.
2011 başında ülkeden kaçmak zorunda kalan Tunus diktatörü Zeynel Abidin Bin Ali’nin sarayında bulunan nakit para takriben on dört milyon dolar karşılığı Tunus lirası ve dövizdi. Birkaç ay sonra, İsviçre Dışişleri Bakanı Bin Ali ve yakınlarının İsviçre bankalarına yatırdığı toplam altmış milyon dolarlık hesabı dondurduklarını açıkladı. Diğer ülkelerde var olduğu iddia edilen hesap ve yatırımlar konusunda araştırma devam ediyor.
Libya’nın diktatörü Muammer Kaddafi’nin gizlediği servet ise başka bir muamma. Kaddafi’nin 2011 Ekim’inde öldürülmesini izleyen aylarda, Libya’nın ortasında Zillah kentinde gömülü yirmi ton altın ve doksan milyon dolar nakit bulundu. Daha sonra benzer bir gömünün Hun kenti yakınlarında çıkarıldığı haberi yayıldı. 2018’de Kaddafi’nin yeğeni Ahmed Kaddaf El Dam amcasının milyarlarca dolar servetinin Batılılar tarafından çalındığını iddia etti! Ve 2018’de bu defa Güney Afrika’nın o zamanki devlet başkanı Jacob Zuma’nın evinin mahzeninde Kaddafi’nin otuz milyon dolar sakladığı ortaya çıktı! Kaddafi ve yakınlarının çeşitli ülkelerde halen saklı kalan servetlerinin miktarı bilinmiyor.
Bu Arap diktatörleri devrildikleri için, ülke kaynaklarına el koyarak elde ettikleri servetleri hakkında bir fikir edinebiliyoruz. 2008’de yayımlanan bir araştırma, geçmiş yirmi yıl içinde Afrika diktatörlerinin servetlerini yüz ila yüz seksen milyar dolar olarak tahmin etmişti. IMF’nin eski direktörü Michel Camdessus da Afrika diktatörlerinin yasadışı servetlerine yakınlarınınkini de ekleyince, “haksız elde edilmiş servet”lerinin bin milyar doları bulduğunu bundan on yıl önce dile getirmişti. Günümüzde bu boyutta servetleri yurtdışında gizlemek daha zor olmaya başlasa da, gene de ancak diktatörler devrildiklerinde, varlığı iddia edilen, bir kısmı bilinen servetlerinin gerçek boyutu ortaya çıkıyor. Buna karşılık iktidarda olan diktatörlerin, örneğin Rusya devlet başkanı Vladimir Putin’in birkaç milyar dolar olduğu iddia edilen servetiyle ilgili bilgiler 2016’da Panama Papers belgeleriyle ortaya çıkmıştı. Merkezinde Bank Rossia’nın olduğu para aklama sistemiyle Karayipler’de dolaşan miktar 2009-2011 yılları arasında bir milyar dolara yaklaşıyordu. Soçi Kış Olimpiyatları hazırlık harcamaları, Kremlin’in restorasyonu gibi büyük harcamalardan alındığı iddia edilen paylar dudak uçuklatıyor. Ama bunlar bir kısmı belgelense de, diktatör iktidarda olduğu sürece “iddia” olmanın ötesine geçmiyor.
Diktatörlerin iktidardan ayrılmayı kabul etmeleri için bu tazminat ve dokunulmazlık yöntemine başvurmalarının, diktatörlükten barışçıl yollarla çıkmanın makul bir yolu olduğu düşünülebilir. Ama bunun yeni diktatör adaylarını özendirmesi ihtimali de kuvvetli. Diktatörlükten feragat etmek için pazarlık masası açma geleneğinin başlaması riski var.
Bunun en yakın örneği, otuz yedi yıl Zimbabve’yi demir yumrukla yönetmiş olan Robert Mugabe’nin 2017 Kasım’ında hem partisi, hem ordu hem de sokağın baskısıyla istifa etmeyi kabul etmesiydi. Zimbabve’nin bağımsızlığının tarihî lideri,1924 doğumlu Mugabe, iktidarı “gönüllü olarak” terk etmek için, sekiz milyon dolar tazminat, yılda 125.000 dolar maaş, mutlak dokunulmazlık garantisi, yurtdışı seyahat masraflarının, sağlık ve güvenlik harcamalarının devlet bütçesinden karşılanması ve ölünce eşi Grace’in yıllık maaşının yarısını alması üzerine anlaştı. Ayrıca başkent Harare’de oturdukları 25 odalı, değeri sekiz milyon dolar olarak tahmin edilen konakta oturmaya devam etme hakkını da bu anlaşma paketine dâhil etti. Mugabe halen Zimbabve’de yaşamaya devam ediyor ve kendisine karşı darbe düzenlendiğinden şikâyet ederek, siyasal konulara çok fazla bulaşmıyor. Bu anlaşmanın Zimbabve kamu kaynaklarına yükünün on milyon dolara patladığı tahmin ediliyor.
Mugabe örneğini günümüz diktatörleri için uygulamak aslında o kadar kolay değil. Çünkü çoğu zaman diktatörler kamu kaynaklarının yağmalanmasına dayanan çok büyük bir servete sahip oluyorlar. Bu servetlerin boyutu bir ayrılma pazarlığında üzerine sünger çekilip, unutulacak gibi değil.
Muktedirin kişisel serveti ile kamu kaynaklarının tahsis ve kullanımının birbirine karıştığı bir neopatrimonyal düzen dünyada yaygın biçimde hüküm sürmeye devam ediyor. Muktedirlerin iktidarda kalma süreleri uzadıkça iktidarı terk etmelerinin maliyeti de kendileri ve yakınları için o oranda artıyor. Hele yargı bağımsızlığının olmadığı, medyanın büyük baskı altında tutulduğu, kurumsal denetim mekanizmalarının ya olmadığı ya da etkisiz bırakıldığı, eğer bir muhalefet varsa onun da bu konularda denetim yapma olanağının olmadığı ülkelerde, Lord Acton’ın dile getirdiği iktidarla ilgili o ünlü değerlendirme bir o kadar daha geçerli oluyor: “İktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar.”
Mutlak iktidar Türkiye’sinde durum bundan ne kadar farklı? Kaynak
Ek: #111487341
submitted by BrainyRedditor to TurkeyShouts [link] [comments]


2020.11.19 12:35 seriposoft Nasıl İltica Edebilirim? - Seripo

Nasıl İltica Edebilirim?
İltica nedir ne değildir tam olarak bilinmesi bu hakkın kullanılması kadar önemlidir. Çünkü insanlar kulaktan duyma bilgiler yüzünden durumu farklı olarak algılayabilmektedir. Öncelikle herkes doğmuş olduğu ülke bazında eşit şartlara sahip değildir. Bazı ülkelerde ırksal saldırılar bazılarında ise savaş ya da açlık gibi sıkıntılar yaşanmaktadır. Yaşanan sıkıntılar farklı ülkelere göç edilerek çözüme kavuşturulabilmektedir. İltica hakkı ise yaşanmak istenen ülkelere yerleşme izni alabilmek olarak tanımlanabilmektedir. Ancak her ülkenin bu alanda belirlemiş olduğu şartlar ve koşullar değişim göstermektedir. Bundan ötürü araştırmaların ülke bazında yapılması önerilmektedir.

Sığınma Hakkı Talebi

Bireylerin sığınma hakkı taleplerinin onaylanmasından sonra onay veren ülkenin koruması altına girmeleri mümkündür. Böylece kişisel olarak yaşam şartlarının bir basamak daha yükseleceğinin altı çizilmektedir. Zaten pek çok sığınması bu neden yüzünden hak talebinde bulunmaktadır. politik ve hukuki bir hak olan ilticanın talepleri de ülkelerin adli makamlarına yapılmaktadır. kişiler hali hazırda turist olarak bulundukları ülke için de iltica hak talebinde bulunabilmektedir. İlk sınır geçişleri anına sınır polislerine de iltica taleplerinin olduğu iletilebilmektedir. Her iki şekilde de uygun olan yönlendirmeler gerçekleştirilmektedir. Bazı ülkeler özellikle toplu taleplerde mülteci kamplarında belli sürelerin geçirilmesini istemektedir. Özellikle Almanya’da kamplarda kademeli şekilde kalma zorunluluğu bulunmaktadır. Tabi sığınma hakkı talebinde bulunulabilmesi için gerekli olan şartların sağlanması da oldukça önemlidir.

İltica İçin Geçerli Sebepler

Günümüzde ülkelerin büyük bir kısmında iç savaş yaşanmaktadır. Yaşanan iç savaşlardan siviller maksimum derecede zarar gördüklerinden iltica nedenleri arasında iç savaşlar ne yazık ki ilk sırada yer almaktadır. Çatışmalar ve soykırımlar da insanların yaşam haklarının tehlikede olduğunu gösteren nedenlerdendir. Kısacası yaşama hakkının tehlikede olduğunu gösteren durumlar iltica talebinden onay alınmasının anahtarları olarak gösterilebilmektedir. Bu hakkın bireysel olarak kullanılması da kitlesel şekilde talep edilmesi de mümkündür. Son olarak politik bir hak olması neden ile ülkeler arasındaki anlaşmalara da bağlı olarak tercih edilmese de siyasiler de bu hak talebinde bulunabilmektedir.

İltica Şartları

İltica şartları bu hakkın talep edildiği ülkeye göre farklılık göstermektedir. Buna karşın ülkeler nedenlerin gösterilme şekli konusunda hemfikirdir. Nüfusun dengeli bir şekilde dağılabilmesi açısından her talep onay alamamaktadır. Kişiler taleplerinin onay almasını istedikleri durumlarda ilk olarak can güvenliklerinin hangi neden yüzünden tehlikede olduğunu açıklamak zorundadır. Üstelik kendi ülkesinin herhangi bir yerinde de koruma elde edebilecekken neden bu yolun tercih edilmediği de detaylandırılmalıdır. Görüldüğü gibi nasıl iltica edebilirim konusunda kişisel hikayelerin net, açıklayıcı ve ayrıntılı şekilde yazılması oldukça önemlidir. Hikayelerin resmi olan belgelerle desteklenmesi de şart arasında bulunmaktadır. Gerek görsel gerekse yazılı olabilen belgeler kişilerin yaşam güvencelerinin olmadığının kesin kanıtları arasında yerlerini alacaklardır.

İltica Süresi

İltica denince akıllara ilk olarak mülteci kampları gelmektedir. Ancak kampların koşulları eskiden olduğu gibi kötü değildir. Özellikle gelişmiş ülkelerde prefabrik yapılar inşa edilmiş durumdadır. Yapıların içlerinde kişisel alanların temin edilmesi mümkündür. Kantinler ise yine kişisel alışverişler için kamplarda görev yapmaktadır. İltica süresinde kamplarda konaklama zorunluluğu bulunmaktadır. Bununla birlikte hangi kampta ne kadar süre konaklama yapılacağı her ülkede aynı değildir. Daha önce de belirtildiği üzere Almanya bu konuda aşamalı sistem uygulamaktadır. Üç ay kalınması zorunu olan kamplardan sonra farklı alanlara gönderilen mülteciler iltica taleplerinin onay almasından sonra kendilerine yeni bir düzen kurabilmektedir. Böylelikle insanlar hem hayati güvence hem de yeni bir gelecek hakkı elde etmiş olmaktadır.
submitted by seriposoft to u/seriposoft [link] [comments]


2020.10.29 10:55 baris6002 Vlog: Bir Sapığım Var!

Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş biley uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerden geliyor kimdir diyene kadar bi baktım herif yok. Arkadaş bir anda fırladı kaçtı. Zarfın içinden bir kağıt çıktı böyle bir not. Ahan da bu bilmiyorum şu anda okuyabiliyor musunuz. Okuyamıyorsanız da ben sizin için okuyayım. “Sana Dead Space i oyna diye gönderdim”. Şimdi sapıklığın çok ciddi anlamda zirvesine ulaştığını bu arkadaşın öncelikle belirtmem gerekiyor. Neden? İlk başta ciddiye almadım. Bunu gördüm a dedim yine aynı manyak bu. Çok fazla takmadım açık konuşmak gerekirse hani bana dead soace i biri gönderdi demiştim ya kimin olduğunu bilmiyorum gönderici ismi yazmıyor vesayre cart curt falan filan dediğimi dead space izleyen arkadaşlar bilir. Dead space 2 den bahsediyorum bu arada. Bu aynı arkadaş mı gerçekten emin değilim ama bana aynıs aynı kişi gibi geldi. Gene aynı şekilde hiçbir gönderici bilmem ne falan filan yok. Sadece bir not dead space i sana oyna diye gönderdim. Arkadaş bildiğiniz atar yapmış ben kanala ara verdim diye. Neyse. Şimdi, bu olay hafife alınacak bir olay değil arkadaşlar. Çünkü birkaç şey oldu sadece değil. Bu kağıdı ilk başta ben şeye almadım ciddiye almadım. Umursamadım hani yani manyağın biri dedim hani şeylik yapıyo dalga geçiyor taşak geçiyor falan filan. Ama velakin bu buldum.mp4 denen videoyu görene kadar. Arkadaşım, şimdi öncelikle bu videoyu ç mm sana mm adıyorum. Mutlusundur umarım bu kadar manyakçasına benim peşimdeysen eğer. Şimdi öncelikle video linkini description a koyacağım bu sayede neden bahsettiğimi bilebilirsiniz. Manyağın biri beni takip ediyor. Bu buldum.mp4 videosunda da beni çeşitli yerlerde çekmiş evime dönerken, işten eve dönerken çekmiş beni. Yok işte şeye giriyorum bilmem ne falan filan. Şimdi bunun şöyle bir problemi var, şöyle bir noktası var problemli olan kısma geçeyim öncelikle. Benim adresimi şu anda bilen kimse yok. Eski adresimi de kimse bilmiyordu ama bu herif bana dead space 2 yi ulaştırmayı başardı. Şikayet etmedim açık konuşmak gerekirse işime geldi çünkü. Ya biri bana oyun hediye etmiş bu güzel bişeydi ilk başta güzel bişey olduğunu düşündüm. Hani bu adam benim adresimi nerden bildiğini takmadım kafaya önemsemedim. Bir şekilde bulmuştur göndermiştir dedim. Peki bu yeni adresimi nerden buldu bu adam? Ben bu eve bir ay önce taşındım. Antalya dan dönüştün- dönüşte taşındım ben bu eve. Bu arkadaş benim adresimi nerden buldu? Bu arkadaş beni gittiğim her yerde takip mi ediyor? Yani şimdi böyle bir durum var ortada. Ve gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum hani. Ya bu evin adresini şu an annem babam bilmiyor daha hani daha onlara hani evin adresini bilmiyorlar sadece mekanı söyledim hani şurda oturuyorum dedim sadece. Hani adresi detaylı olarak bilmiyorlar gelip bulamazlar yani evi hani bulma şansları yok. Ara sokaklarda bir yerlerde bu ev bulamazlar. Ama bu arakdaş evimin yerini biliyor geliyor bana not bırakabiliyor ve üzerine zaten videodan videoyu izlerseniz göreceksiniz herif beni takip ediyor gittiğim her yerde. Arkadaşım beni korkutuyorsun çok ciddi anlamda korkuyorum yani şu an senden ve yaptığın şey çok büyük bir suç anladın mı? Yaptığın şey ciddi anlamda çok büyük bir suç. Eğer seni ihbar edersem ve yakalanırsan çok ciddi anlamda cezalar alırsın anladın mı? Akıllı ol ya akıllı ol şansını zorlama bu işe devam etme eğer chuckle böyle bir şey bidaha görürsem yemin ediyorum ihbar ederim seni. Ve bu işin peşini bırakmam yani seni yakalatıp ciddi anlamda ceza almanı sağlayana kadar bu işin peşini bırakmam. Adam ol tamam mı çok ciddi söylüyorum adam ol sakın sakın ha bir daha böyle bir şey yapma böyle bir video sakın bir daha görmeyeyim ben öyle takip ediliyorum bilmem ne falan filan hiç hoş şeyler değil. Ve bir de işin şu kısmı da var ben ihihi evde yalnız kalma fobimi daha yeni yeni yeniyorum hani daha yeni yeni üstesinden gelmeye başladım böyle manyakça işler yapıp beni korkutma daha fazla. Söylemek istediğim şeyler bu kadar arkadaşlar. Yani üzgünüm bu video size değil sadece bu sapığa bu manyağa artık kimse bu neyin nesiyse ona yöneltilmiş bir videoydu sadece. Ya ama bunu hani görmesini sağlamak için kanalıma yüklemek zorundaydım mecburen kim olduğunu bilmiyorum çünkü o yüzden kanalıma yükledim bu videoyu. Bu arkadaş sırf görsün diye zaten video respose olarak koyacağım onun o lanet videosuna bunu. Aynı zamanda tabii ki youtube'a da şikayet edeceğim bana karşı bir salıdırı ve ya ne bileyim taciz olduğuyla ilgili o videoyu. Her neyse görüşmek üzere...
submitted by baris6002 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.10.09 14:49 voghbum Günün Vlogu

Günün Vlogu
Uyandım bi baktım saate 10 8:30 da ders vardı kaçırdık aq. Neyse seçmeliydi zten. Sabah ereksiyonu geçinceye kadar telefonla oyndım sonra kalktım elimi yüzümü yıkadım. Eskiden kalma mantar sos vardı krep yapam dedim mantar sos koyup krep yedim. Youtube da gezdim baya. Derse bakarken canım tatlı çekti gittim baktım buzdolabına o da ne magnum kalmış bi tane. Hemi de böğürtlenli hemen hüplettim. Sonra arkadaş aradı diyo ki bugün çıkalım gezelim. Dedim ulan aq hava buz gibi yağmur çiseliyo ne dışarısı. Direk istemiyom da diyemiyorum çocuk Polonyadan döndü döneli görüşemedik iki ay oldu. Plan da rıhtımda bira içirecek bu soğukta. Sonra alacak iç organları elimize aq. Yok sonra yapalım dedim nasıl iyi demiş miyim xd. Ne yapsam bilemiyorum bugün. Bugünü burada biteremiyoruz aq direk yarına geçelim.
SON
Günün fotoğrafı:
https://preview.redd.it/nzlxk13mf2s51.jpg?width=3000&format=pjpg&auto=webp&s=fff14069cdc988cc878caa0caae5f9463578f5e7
submitted by voghbum to KGBTR [link] [comments]


2020.10.05 21:24 fahrenos Beyler sanırım bir sapığım var

Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş biley uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerden geliyor kimdir diyene kadar bi baktım herif yok. Arkadaş bir anda fırladı kaçtı. Zarfın içinden bir kağıt çıktı böyle bir not. Ahan da bu bilmiyorum şu anda okuyabiliyor musunuz. Okuyamıyorsanız da ben sizin için okuyayım. “Sana Dead Space i oyna diye gönderdim”. Şimdi sapıklığın çok ciddi anlamda zirvesine ulaştığını bu arkadaşın öncelikle belirtmem gerekiyor. Neden? İlk başta ciddiye almadım. Bunu gördüm a dedim yine aynı manyak bu. Çok fazla takmadım açık konuşmak gerekirse hani bana dead space i biri gönderdi demiştim ya kimin olduğunu bilmiyorum gönderici ismi yazmıyor vesayre cart curt falan filan dediğimi dead space izleyen arkadaşlar bilir. Dead space 2 den bahsediyorum bu arada. Bu aynı arkadaş mı gerçekten emin değilim ama bana aynıs aynı kişi gibi geldi. Gene aynı şekilde hiçbir gönderici bilmem ne falan filan yok. Sadece bir not dead space i sana oyna diye gönderdim. Arkadaş bildiğiniz atar yapmış ben kanala ara verdim diye. Neyse. Şimdi, bu olay hafife alınacak bir olay değil arkadaşlar. Çünkü birkaç şey oldu sadece değil. Bu kağıdı ilk başta ben şeye almadım ciddiye almadım. Umursamadım hani yani manyağın biri dedim hani şeylik yapıyo dalga geçiyor taşak geçiyor falan filan. Ama velakin bu buldum.mp4 denen videoyu görene kadar. Arkadaşım, şimdi öncelikle bu videoyu ç mm sana mm adıyorum. Mutlusundur umarım bu kadar manyakçasına benim peşimdeysen eğer. Manyağın biri beni takip ediyor. Bu buldum.mp4 videosunda da beni çeşitli yerlerde çekmiş evime dönerken, işten eve dönerken çekmiş beni. Yok işte şeye giriyorum bilmem ne falan filan. Şimdi bunun şöyle bir problemi var, şöyle bir noktası var problemli olan kısma geçeyim öncelikle. Benim adresimi şu anda bilen kimse yok. Eski adresimi de kimse bilmiyordu ama bu herif bana dead space 2 yi ulaştırmayı başardı. Şikayet etmedim açık konuşmak gerekirse işime geldi çünkü. Ya biri bana oyun hediye etmiş bu güzel bişeydi ilk başta güzel bişey olduğunu düşündüm. Hani bu adam benim adresimi nerden bildiğini takmadım kafaya önemsemedim. Bir şekilde bulmuştur göndermiştir dedim. Peki bu yeni adresimi nerden buldu bu adam? Ben bu eve bir ay önce taşındım. Antalya dan dönüştün- dönüşte taşındım ben bu eve. Bu arkadaş benim adresimi nerden buldu? Bu arkadaş beni gittiğim her yerde takip mi ediyor? Yani şimdi böyle bir durum var ortada. Ve gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum hani. Ya bu evin adresini şu an annem babam bilmiyor daha hani daha onlara hani evin adresini bilmiyorlar sadece mekanı söyledim hani şurda oturuyorum dedim sadece. Hani adresi detaylı olarak bilmiyorlar gelip bulamazlar yani evi hani bulma şansları yok. Ara sokaklarda bir yerlerde bu ev bulamazlar. Ama bu arakdaş evimin yerini biliyor geliyor bana not bırakabiliyor ve üzerine zaten videodan videoyu izlerseniz göreceksiniz herif beni takip ediyor gittiğim her yerde. Arkadaşım beni korkutuyorsun çok ciddi anlamda korkuyorum yani şu an senden ve yaptığın şey çok büyük bir suç anladın mı? Yaptığın şey ciddi anlamda çok büyük bir suç. Eğer seni ihbar edersem ve yakalanırsan çok ciddi anlamda cezalar alırsın anladın mı? Akıllı ol ya akıllı ol şansını zorlama bu işe devam etme eğer chuckle böyle bir şey bidaha görürsem yemin ediyorum ihbar ederim seni. Ve bu işin peşini bırakmam yani seni yakalatıp ciddi anlamda ceza almanı sağlayana kadar bu işin peşini bırakmam. Adam ol tamam mı çok ciddi söylüyorum adam ol sakın sakın ha bir daha böyle bir şey yapma böyle bir video sakın bir daha görmeyeyim ben öyle takip ediliyorum bilmem ne falan filan hiç hoş şeyler değil. Ve bir de işin şu kısmı da var ben ihihi evde yalnız kalma fobimi daha yeni yeni yeniyorum hani daha yeni yeni üstesinden gelmeye başladım böyle manyakça işler yapıp beni korkutma daha fazla. Söylemek istediğim şeyler bu kadar arkadaşlar. Yani üzgünüm bu video size değil sadece bu sapığa bu manyağa artık kimse bu neyin nesiyse ona yöneltilmiş bir videoydu sadece. Ya ama bunu hani görmesini sağlamak için kanalıma yüklemek zorundaydım mecburen kim olduğunu bilmiyorum çünkü o yüzden kanalıma yükledim bu videoyu. Bu arkadaş sırf görsün diye zaten video respose olarak koyacağım onun o lanet videosuna bunu. Aynı zamanda tabii ki youtube'a da şikayet edeceğim bana karşı bir salıdırı ve ya ne bileyim taciz olduğuyla ilgili o videoyu. Her neyse görüşmek üzere...
submitted by fahrenos to KGBTR [link] [comments]


2020.09.12 02:16 fragmanlife iki dev isim menajerimi arada karsi karsiya

Star TV’nin bu sezona damga vuracak dizisi Menajerimi Ara’da konuk olacak iki isim karşı karşıya geldi. hem güldüren hem eğlendiren yönleriyle menajerimi Ara bu salı ekranda.
Dizi ve filmlerde oynayan ünlülerin hayatlarını mercek altına alan Menajerimi Ara dizinin ilk bölümü yayınlandı ve çok beğenildi. Format gereği her bölüme bir ünlünün konuk olacağı Menajerimi Ara’da iki dev isim karşı karşıya geliyor. Star Tv’de yayınlanması için Ay Yapım tarafından hazırlanan ve Call My Agent adlı diziden uyarlama olan Menajerimi Ara’da yer alacak iki dev isim kimler ve ne için karşı karşıya gelecekler? İşte dizi severlerin merak ettiği konu ve konuklar haberimizde. Şimdi detaylar
İki dev isim Menajerimi Ara'da karşı karşıya! Star TV’nin bu sezona damga vuracak dizisi Menajerimi Ara’da konuk olacak iki isim çekimleri tamamladı. Birbirinden usta oyuncuların görev yaptığı diziyi Ali Bilgin yönetirken senaryo Yeşim Çıtak ve Yelda Eroğlu ikilisine emanet. Barış Falay, Canan Ergüder, Fatih Artman, Ahsen Eroğlu, Denizcan Aktaş ve Ayşenil Şamlıoğlu gibi birbirinden usta oyuncuların görev yaptığı dizide Nükhet Duru ve Nebahat Çehre karşı karşıya gelecek ve kıyasıya rekabet edecek. Eski ama unutulmayan iki usta oyuncu, dizideki menajerlerine kök söktürürken ekran başındakileri hem güldürecek hem de düetleriyle heyecanlandıracak.
Bir yanda Nükhet Duru, diğer yanda Nebahat Çehre! Bir zamanlar sanat dünyasını kasıp kavuran Nükhet Duru ve Nebahat Çehre, bu sefer kozlarını ‘Menajerimi Ara’da paylaşacak. Çekimlere az bir süre kala başrol oyunculuğunu kabul etmeyen Nebahat Çehre, dizide menajeri Feris’i herkese alay konusu yapmıştır. Aynı projeye Nükhet Duru’nun önerilmesi ikili arasında çok eski tarihlerden kalma defterlerin açılmasına yol açar ve eğlence de burada başlar. Birbirine küs olan hatta zaman zaman sahnede rakip iki oyuncuyu canlandıran Duru ve Çehre’nin karşı karşıya geldiği anlar izleyiciyi ekrana bağlayacak. Bölümün sonlarına barışıp düet yaptıkları anlar ise bölümü unutulmaz sahnelere dahil edecek. Yönetmen koltuğunda ise Ali Bilgin’in oturduğu ‘Menajerimi Ara’, her Salı akşamı saat 20.00’de Star TV ekranlarında. Keyifli seyirler
Menajerimi Ara’nın Konusu Ne? Star Tv ekranlarında ilk bölümü geçen hafta yayınlanan ve Ay Yapım imzasını taşıyan uyarlama dizi Menajerimi Ara izleyiciye ünlülerin büyülü dünyasını izlettiriyor. Call My Agent adlı diziden uyarlama olan Menajerimi Ara dizisi ünlü isimlerin ve onların menajerlerinin yaşadığı stresli ve yer yer komik hayatları ekrana taşıyor. Ünlü isimlerin yaşadığı ışıltılı dünyada neler yaşadıkları içten ve yalın bir kurguyla ele alınıyor. Sıralı bölümler yerine tek bölümlük olan dizinin her bölümüne bir veya birkaç ünlü konuk olarak katılıyor.
Yasak Elma Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Yeni Fragmanlar YuregininSesi Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Sefirin Kızı Fragman Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz Fragman Baraj Fragman Ramo Fragman Doğduğun Ev Kaderindir Fragman Zümrüdüanka Fragman Kefaret Fragman Survivor Fragman Masumlar Apartmanı Fragman Sen Çal Kapımı Fragman Sadakatsiz Fragman Arıza Fragman Kırmızı Oda Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2020.08.12 03:02 karanotlar Büyük şirket iflaslarına hazırlık: Dev bankaları batık kredi telaşı sardı

Uluslararası bankaların yeni tip koronavirüs Covid-19 nedeniyle batık krediler için ayırdığı karşılıklar 2008 finansal krizi sonrası en yüksek düzeyine çıktı.
Citigroup verilerine göre, Avrupa bankaları 56 milyar euro, ABD bankaları 76 milyar dolar olmak üzere toplamda 139 milyar dolarlık batık kredi karşılığı ayrıldı.
Küresel sokağa çıkma kısıtlamaları ve seyahat engelleri sebebiyle iflasın eşiğinde olan milyonlarca şirket sebebiyle bankacılık sektörü 2008 finansal krizinden bu yana en derin mücadelesini veriyor. Hükümetler ve yasa yapıcılar sistemi destelemek, kredi akışı ile piyasalarda operasyonlarının devamlılığını sağlamak ve maaş teşvikleri ile haneleri ayakta tutmak için trilyonlarca dolar önlem paketleri açıkladı.
Euro Bölgesi’nde halihazırda negatif düzeyde olan faiz oranları da ABD’de sıfıra ve İngiltere’de yüzde 0,1’e indirilerek bankaların kredi marjları üzerindeki baskıyı artırdı.
Dünya gazetesinde yer alan habere göre, uzmanlar, hala 12 yıl önceki krizden toparlanmaya çalışan küçük ve zayıf şirketler için Covid-19’un ölümcül olabileceği uyarısını yapıyor. Büyük şirketler için ise borsa yatırımcılarının atağa geçtiği bir dönemde zayıf kârlar, yetersiz destekler ve temettülerin yok olduğu bir ortamda, bıçak sırtı bir hayatta kalma mücadelesinin gündemde olduğunu belirtiyorlar. Bu dönemde, Avrupa bankalarına kıyasla daha güçlü gelirler açıklayan ABD bankaları daha az zarar aldığı da ifade ediliyor.
Bu dönemde büyük kredi kayıpları en büyük endişe olarak öne çıktı. Covid-19 salgının altıncı ayında rakamlar zayıflamaya başladı. ABD’nin en büyük 15 bankası öngörülen batık krediler için toplamda 76 milyar dolar ayırırken, Avrupa bankalarında ise bu rakam 56 milyar euro oldu.
Citigroup verilerine göre söz konusu bankaların 139 milyar dolar değerindeki toplam kayıp kredi karşılıkları, 2009’un ikinci yarısında Bear Sterns ve Lehman Brothers gibi şirketlerin iflasına yol açan 2008 finansal krizindeki 189 milyar dolar düzeyinden sonraki ikinci en yüksek seviyede.
Daha fazla bankayı inceleyen Accenture danışmanları ise, batık kredilerin oluşturacağı kayıpların 2022 sonunda 880 milyar dolara ulaşabileceğini öngörüyor. Kayıp kredi karşılıkları finansal krizin bir sonucu olarak yeni küresel muhasebe kuralları sebebiyle artıyor.
JPMorgan ikinci çeyrek sonuçlarına göre, 998 milyar dolarlık toplam borç portföyünden 1,6 milyar dolar sildi.
Mortgage kredisi sağlayan İngiliz Lloyds da, geçen üç yılın ortalamasına oranla daha düşük seviyede kalsa da yıl başından bu yana 38,4 milyar sterlinlik küçük kredi portföyünden sadece 10,5 milyon sterlinlik borç sildiğini açıkladı.
Ancak, banka yöneticileri 440 milyar sterlinlik kredi portföyü içinde bu yıl sonundaki sorunlu kredi miktarının 5,7 milyar sterline ulaşabileceğini de vurguladı.
Toplamda 356 milyar Sterlin değerinde varlık yöneten Aviva Investors fon operasyon sorumlusu Jaime Ramos Martin, krizin sonunda doğacak olan kredi kayıplarını tahmin etmeye çalışmanın sonuç vermeyeceğini söyledi. Morgan Stanley, tarihinin en yüksek çeyrek gelirini açıklarken, sabit getirili işlem getirisinin yüzde 168 arttığını da açıkladı.
Avrupa bankaları net varlıklarının defter değerlerine oranı ortalama yüzde 48’i ile işlem görürken ABD’li bankalarda bu oran yüzde 89 düzeyinde. Yüzyıldan fazla tarihe sahip Barclays (17,4 milyar euro), Deutsche Bank (15,6 milyar euro) ve UniCredit’in (17,2 milyar euro) toplam değeri, 2011’de kurulan 72 milyar dolar değerindeki (61 milyar euro) video konferans şirketi Zoom’dan daha düşük.
Toplamda 1,5 trilyon euro bilançosu ve 2019’daki 3,2 milyar euroluk geliriyle Fransa merkezli Societe Generale’in hisse senedi fiyatı 2020’de yüzde 60 düştü. Şirketin 11 milyar euroya gerileyen değeri de, iş yeri mesajlaşma uygulaması Slack’in (14 milyar euro) altına indi.
Lloyds, Credit Suisse ve BNP Paribas’ın en büyük hissedarlarından ve toplamda 90 milyar dolarlık varlık yöneten Harris Associates Başkan Yardımcısı David Herro, ekonomilerin toparlanma yolunda olmasına ve sermaye ve nakit pozisyonlarının yeterince güçlü seyretmesine rağmen banka değerlerinin 2009’dan daha kötü bir durumda olduğuna dikkat çekti.
Euro Bölgesi’nin en büyük bankalarından Santander Yönetim Kurulu Başkanı Ana Botin, martta pandemi sebebiyle banka gelirlerinin yüzde 5 düşebileceğini öngörmüştü. Bu öngörüden dört ay sonra Santander kredi kayıpları için 7 milyar euro ayırdığını duyurdu ve İspanyol banka 163 yıllık tarihinde ilk kez çeyreklik zarar açıkladı.
Barclays ve HSBC, ikinci çeyrek net gelirleri de sırasıyla yüzde 91 ve 96 düştü. ABD’de 9,5 milyar dolar değerindeki batık kredi karşılığı ayıran Wells Fargo’da 2,4 milyar dolar zarar açıklarken Citi, Bank of America ve JPMorgan’ın kârı da yüzde 50’in üzerinde geriledi.
Gelirleri artırmak ve özellikle Avrupa’daki bankaların halihazırda anemik düzeydeki kârlarını korumak için maliyetleri daha fazla azaltması gerekiyor. HSBC ve Deutsche Bank, martta daha önce açıklanan işten çıkarmaların ertelendiğini açıklamıştı. Fakat iki aydan kısa bir süre sonra işten çıkarmalar devam etti.
https://ahvalnews-com.cdn.ampproject.org/c/s/ahvalnews.com/tekonomi/buyuk-sirket-iflaslarina-hazirlik-dev-bankalari-batik-kredi-telasi-sardi?amp
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.25 11:15 Asusnur GRRM - 2001 Söyleşileri - 4

Bu çeviri @
7 Haziran 2020
Üstad Aemon hisar ve Gece gözcüleri için ayrı ayrı yemin etti. Diğerleri için de geçerli bir durum.
Dorne kadınları savaşır mı? Bazıları, evet. Örneğin KumYılanları. Ama bu bir kural değil. Nymeria bir savaş lideriydi ama bir savaşçı değildi - yani bir askerden çok bir komutandı.-
Yoksa Dorn’un“eşitliği” sadece en büyük oğul yerine en büyük çocuğun mirasçı olmasından ibaret mi? Bu en büyük olanı; ancak gelenekleri farklı, kadınlara başka şekillerde de daha fazla hak veriyorlar. Dorne’nin eşitlikçi bir toplum olmadığını söylemek… Ne münasebet?
Westerling’lerin Robb’a karşı komploya katılımları hakkında bir şeyler duydum. Sadece Tywin Lannister tarafından affedilmeleri değil, Jeyne’nin amcasına Castamere’in verildiği, Jeyne’nin annesinin Robb’a karşı komplo kuran Lannisterlar Boltonlar ve Freyler ile el ele tutuştukları oldukça açık. Her sabah Jeyne’nin hamile kalma şansı olmadığından emin olmak istediği için bir şeyler koyuyordu. Göreceğiz. Ama bence “Batılılar” hakkında genelleme yapmak bir hatadır, tıpkı “Lannisterlar” hakkında genelleme yapmak gibi. Aynı ailenin üyeleri çok farklı karakterlere, arzulara ve dünyaya bakış yollarına sahiptir … ve ailelerde de sırlar vardır.
Stannis ile anlaşmaya varmak “diz çökmüş” olarak kabul edilir mi? Evet.
Yabanıllar, Gece nöbeti’nden nefret ettikleri gibi kuzeyden de nefret ediyor mu? Hayır.
ACOK’taki Ser Aenys Frey’e göre, “Kale o kadar büyük ki onu elinde tutmak için bir ordu gerekiyor”. Yanılmış mıydı? Yanlış değil, belki de durumu abartıyoruz. Yine de, kale duvarları, gerçek dünya kuşatmalarındaki gerçek ortaçağ kalelerinden çok daha büyük bir garnizon gerektirecek kadar genişti.
BTW, sanırım ADWD (ve sonraki kitaplar?) İçin POV’ları değiştirme fikriniz çok ilginçti. Sanırım yeni eklemeleri değil AGOT’ta başlayan eski POV’ları kastediyorsunuz. Bu sadece bir kavramdı. Tam olarak ne demek istediğime karar veremedim.
Bu soru biraz kişisel. En sevdiğim teorimi çürüttüğü için soruyorum. Tywin, Edmure onu Red Fork’ta durdurduğunda gerçekten de Robb’un tuzağına yürüyor muydu? Onlara güveniyor muydu? Harrenhal son derece güçlü bir kaledir ve üç yüz kişilik bir garnizon ortaçağda oldukça büyüktür. Tywin, muhtemelen Roose Bolton’un kaleyi kuşatacağını düşündü. En az yarım yıl kaleyi elde tutabileceklerdi. Burada en büyük etken Hoat’ın değişen tarafıydı.
Bran’in AGOT’taki Arya ve Sansa ile ilgili görüsünü yazar okuyucunun yorumuna bıraktı.
Jack Vance, Robin Hobb, Guy Gavriel Kay Grrm’in beğendiği bazı kitapların yazarları. (Bakın belki (ç)alıntı yapmıştır. 😅)
Şahsen Robb Stark’ın kendi mezarını kazdığını düşünüyorum ve çok fazla gözyaşı dökmedim.- Eddard ile aynı şekilde- neden bu kadar sert olması gerekiyordu? Eğer başka türlü olsaydı, o adam o olmazdı. Tarih benzer hatalar yapan insanlarla doludur.
Kardeşim seriden pek haz etmiyor. İyilerin hep öldüğünü ve kötülerin kazandığını söylüyor. Ygritte’nin öldüğüne dikkat çekiyor. Ve Yaşlı Ayı (Jon Snow’un Mormont’un ölümü olmadan gece nöbetçilerinin Lordu olamayacağını söylediğimde kardeşim beni görmezden geliyor, lakin bu olmalıydı). Ve Soğan Şövalyesinin oğulları. Soğan Şövalyesinin hayatta kalan üç oğlu var.
Okuyucularınızın çoğu cesur gerçekçiliği ve bu seride her zaman her şeyin olabileceğini takdir ediyor mu? Bazıları… Bazıları bilmiyor… Beni okuyanlar… Onları eğlendirmek için başka kitaplar bulamayanlar…
Ek, Galbart Glover dul ve çocuksuz mu? Emin olmak için notlarıma bakmalıyım, ama Galbart’ın dul ve çocuksuz olduğuna inanıyorum. Bu durum devam ederken kardeşinin oğlunu varis olarak atamış olabilir.
Martin, tahtın Lannisterlara olan borçlarına dikkat çeken bir okuyucuya; Önemli olanın İnanç ve Demir Banka’ya olan borçlar olduğunu söyledi.
Okçular (veya atlı okçular), piyade ve süvari göreli bileşimi nedir? Piyade, süvarileri hatırı sayılır bir farkla geride bıraktı, ancak çoğunlukla feodal güçler ve köylü milisler hakkında konuşuyoruz, az disiplin ve daha az eğitimle. Her ne kadar bazı Lord’lar diğerlerinden daha iyisini yetiştirse de… Tywin Lannister’ın piyadeleri çok iyi ve disiplinliydi Lannisport’un Şehir Saati de iyi eğitilmişti … Oldtown ve King’s Landing’deki meslektaşlarından çok daha iyi.
Dany’nin Westeros’u fethetmek için planladığı işgal, askeri açıdan çok ilginç görünüyor. ASOIAF’ta tarihsel savaşlardan veya seferlerden sonra model savaşları, taktikleri veya seferleri mi değiştiriyorsunuz yoksa farklı savaşlardan / seferlerden fikirleri mi karıştırıyorsunuz?* Ben ilerlerken telafi ederim. Tarihten gelen gerçek savaşları karıştırın ve eşleştirin, ancak belirli bir miktar hayal gücü ve değişiklikler ekleyin
Hannibal, Sezar, Napolyon, Scipio Africanus veya Büyük İskender’in seferlerini incelediniz mi? Bir dereceye kadar, evet. Hiçbir şekilde kendime uzman demem, ama tüm biyografileri okudum, çok sayıda Osprey kitabım var ve Keegan ve Norman Dixon ve Fletcher Pratt’ı okudum.
Dany, daha fazla süvari ve okçu ekleyerek paralı askerlerinin ve Lekesizlerin ‘ordusunu’ güçlendirmeye devam edecek mi? Resmi olarak yayınlanan e-postalarınızdan birinde daha büyük bir asker grubunun ADWD’de görüneceğini okudum. Bu grup Dany ile mi ilgili? (Sanırım bu potansiyel bir spoiler sorusu, bu yüzden bu soruyu cevaplamak istemeyebileceğinizi anlıyorum.) Beklemeli ve görmelisin.
Rus hayranları grubumuz adına sizi selamlamak ve harika kitaplarınız için içtenlikle teşekkür etmek istiyorum. Ortaçağ tarihinin ve irfanın büyük bir hayranı olarak kişisel olarak da teşekkür ederim - Ortaçağ dünyasının bu kadar güzel ve canlı görüntüsünü edebiyatta görmek çok nadir bir şey. Tekrar teşekkürler:). Rica ederim. Nazik sözler için teşekkürler. Kitapları İngilizce mi Rusça mı okuyorsunuz? Her iki durumda da, onları sevdiğinize sevindim. Ama ayrıca size birkaç soru sormak istiyorum - elbette, çok fazla zamanınızı almaz ise… Bu soruların ilkini ve ana kısmını bir süredir tartışıyoruz lakin kendimiz net bir cevap veremedik. Kuzeydeki tarım meselesi. Şu ana kadar kitaplarda gördüğümüz kadarıyla, yazın bile kar Kuzey’deki toprakların çoğunu kaplıyor gibi görünüyor ve kesinlikle kışın hepsini kapsıyor, değil mi? Ben yaz aylarında kar “toprakların çoğunu kapsar” demezdim. Ara sıra yazın kar yağması yerine… Kuzey, yaz aylarında bile gerçekten ısınmaz, ancak her zaman buzlu değil ve sürekli kar da yağmaz. Kış, farklı bir masal.
Ama orada bir sürü insan yaşıyor. Ne yiyorlar? Çok fazla yiyecek saklanır. Füme, tuzlanmış, tahıl ambarlarında paketlenmiş vb. Kıyıdaki nüfusun yiyecekleri büyük ölçüde balıktır, iç kısımlarda bile nehirlerde ve Uzun Göl’de buz balıkçılığı vardır. Ve bazı büyük lordlar kendi kalelerinin yiyeceğini sağlamak için seraları denetlemeye ve korumaya çalışırlar … Winterfell’in “cam bahçeleri” gibi… Ama kısa cevap … eğer kış çok uzun sürerse, yemek biter … ve sonra insanlar güneye gider ya da aç kalır …
Karsız, tarıma elverişli alanlar var mı, yoksa “daha ​​büyük mevsimler” içinde önemli sıcaklık değişiklikleri var mı? Bir hasadı büyütmek için en az birkaç ay ılık sıcaklık (15-20 santigrat derece) gerekir. Kuzeyde mevcut mu? Ara sıra. Mevsimlerin rastgele doğası göz önüne alındığında güvenilebilecek bir şey değildir, ancak sahte ilkbaharlar ve uzun yazlar vardır. Üstadlar, ne zaman ekilecekleri, ne zaman hasat edileceği ve ne kadar yiyecek depolanacağı konusunda tavsiyelerde bulunmak için sıcaklığı yakından izlemeye çalışırlar.
Ve bir kış geldiğinde ne olur - beş, altı yıl uzunluğunda? Kıtlık olur. Kuzey acımasız.
Şüphesiz, sadece Güney’den tahıl ithalatı Kuzey’in ihtiyaçlarını karşılayamaz. Ve bu arada, kış aylarında Güney’de kar yağıyor mu? Evet, bazen, bazı yerlerde. Ay Dağları oldukça fazla kar alır, Vadi ve nehir arazileri batısı daha da az… King’s Landing’e nadiren kar yağar, Fırtına toprakları ve Menzil’e de nadiren, Oldtown ve Dorne’na neredeyse hiç kar yağmaz.
Dany’in köleleri kurtarmaya çalışmasını çok saçma, mantıksız ve boşa çaba olduğunu düşünen okuyucuya Martin; Dany’in küçük, deneyimsiz ve iyi niyetli olduğunu ve bu hamlelerin gelişiminde etkili olacağını söyledi.
Yüzsüz doğulur mu olunur mu? Yani; reflekslerin, dengenin, birini öldürme yeteneğinin üstünde yetenekli bir suikastçının beklediği fiziksel ve zihinsel niteliklere sahip olmaları gerekiyor mu? Gerekli becerilere sahip olan herkes Faceless Man olabilir mi, yoksa ailelerden çocuklara geçen bir miras mı? Kesinlikle miras değil.
Yüzsüzler ne zamandır varlığını sürdürüyor? Binlerce yıl… Braavos’un kendisinden daha uzun.
Rhaegar, Ser Barristan ve Sör Jorah Mormont tarafından melankolik, asil ve şerefli olarak tanımlanır. Bu adam bana, özellikle de Harrenhal’daki turnuva gibi halka açık bir etkinlikte, karısını aldatan türden bir adam gibi görünmüyor. Öyleyse neden güzellik kraliçesi olarak Lyanna’yı seçti? İyi soru.
Bu arada, umarım Jon Snow ASOIAF’ın Frodo’su değildir. Jon benim en sevdiğim karakter ve onun Frodo gibi olmasını istemezdim, hastalığından ve hastalığından dolayı yaralanmış… Jon, Frodo’dan daha uzundur.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.10 12:10 south31 dost kayaoğlu-buldum.mp4

Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş bişey uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerden geliyor kimdir diyene kadar bi baktım herif yok. Arkadaş bir anda fırladı kaçtı. Zarfın içinden bir kağıt çıktı böyle bir not. Ahan da bu bilmiyorum şu anda okuyabiliyor musunuz. Okuyamıyorsanız da ben sizin için okuyayım. “Sana Dead Space i oyna diye gönderdim”. Şimdi sapıklığın çok ciddi anlamda zirvesine ulaştığını bu arkadaşın öncelikle belirtmem gerekiyor. Neden? İlk başta ciddiye almadım. Bunu gördüm a dedim yine aynı manyak bu. Çok fazla takmadım açık konuşmak gerekirse hani bana dead soace i biri gönderdi demiştim ya kimin olduğunu bilmiyorum gönderici ismi yazmıyor vesayre cart curt falan filan dediğimi dead space izleyen arkadaşlar bilir. Dead space 2 den bahsediyorum bu arada. Bu aynı arkadaş mı gerçekten emin değilim ama bana aynıs aynı kişi gibi geldi. Gene aynı şekilde hiçbir gönderici bilmem ne falan filan yok. Sadece bir not dead space i sana oyna diye gönderdim. Arkadaş bildiğiniz atar yapmış ben kanala ara verdim diye. Neyse. Şimdi, bu olay hafife alınacak bir olay değil arkadaşlar. Çünkü birkaç şey oldu sadece değil. Bu kağıdı ilk başta ben şeye almadım ciddiye almadım. Umursamadım hani yani manyağın biri dedim hani şeylik yapıyo dalga geçiyor taşak geçiyor falan filan. Ama velakin bu buldum.mp4 denen videoyu görene kadar. Arkadaşım, şimdi öncelikle bu videoyu ç mm sana mm adıyorum. Mutlusundur umarım bu kadar manyakçasına benim peşimdeysen eğer. Şimdi öncelikle video linkini description a koyacağım bu sayede neden bahsettiğimi bilebilirsiniz. Manyağın biri beni takip ediyor. Bu buldum.mp4 videosunda da beni çeşitli yerlerde çekmiş evime dönerken, işten eve dönerken çekmiş beni. Yok işte şeye giriyorum bilmem ne falan filan. Şimdi bunun şöyle bir problemi var, şöyle bir noktası var problemli olan kısma geçeyim öncelikle. Benim adresimi şu anda bilen kimse yok. Eski adresimi de kimse bilmiyordu ama bu herif bana dead space 2 yi ulaştırmayı başardı. Şikayet etmedim açık konuşmak gerekirse işime geldi çünkü. Ya biri bana oyun hediye etmiş bu güzel bişeydi ilk başta güzel bişey olduğunu düşündüm. Hani bu adam benim adresimi nerden bildiğini takmadım kafaya önemsemedim. Bir şekilde bulmuştur göndermiştir dedim. Peki bu yeni adresimi nerden buldu bu adam? Ben bu eve bir ay önce taşındım. Antalya dan dönüştün- dönüşte taşındım ben bu eve. Bu arkadaş benim adresimi nerden buldu? Bu arkadaş beni gittiğim her yerde takip mi ediyor? Yani şimdi böyle bir durum var ortada. Ve gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum hani. Ya bu evin adresini şu an annem babam bilmiyor daha hani daha onlara hani evin adresini bilmiyorlar sadece mekanı söyledim hani şurda oturuyorum dedim sadece. Hani adresi detaylı olarak bilmiyorlar gelip bulamazlar yani evi hani bulma şansları yok. Ara sokaklarda bir yerlerde bu ev bulamazlar. Ama bu arakdaş evimin yerini biliyor geliyor bana not bırakabiliyor ve üzerine zaten videodan videoyu izlerseniz göreceksiniz herif beni takip ediyor gittiğim her yerde. Arkadaşım beni korkutuyorsun çok ciddi anlamda korkuyorum yani şu an senden ve yaptığın şey çok büyük bir suç anladın mı? Yaptığın şey ciddi anlamda çok büyük bir suç. Eğer seni ihbar edersem ve yakalanırsan çok ciddi anlamda cezalar alırsın anladın mı? Akıllı ol ya akıllı ol şansını zorlama bu işe devam etme eğer chuckle böyle bir şey bidaha görürsem yemin ediyorum ihbar ederim seni. Ve bu işin peşini bırakmam yani seni yakalatıp ciddi anlamda ceza almanı sağlayana kadar bu işin peşini bırakmam. Adam ol tamam mı çok ciddi söylüyorum adam ol sakın sakın ha bir daha böyle bir şey yapma böyle bir video sakın bir daha görmeyeyim ben öyle takip ediliyorum bilmem ne falan filan hiç hoş şeyler değil. Ve bir de işin şu kısmı da var ben ihihi evde yalnız kalma fobimi daha yeni yeni yeniyorum hani daha yeni yeni üstesinden gelmeye başladım böyle manyakça işler yapıp beni korkutma daha fazla. Söylemek istediğim şeyler bu kadar arkadaşlar. Yani üzgünüm bu video size değil sadece bu sapığa bu manyağa artık kimse bu neyin nesiyse ona yöneltilmiş bir videoydu sadece. Ya ama bunu hani görmesini sağlamak için kanalıma yüklemek zorundaydım mecburen kim olduğunu bilmiyorum çünkü o yüzden kanalıma yükledim bu videoyu. Bu arkadaş sırf görsün diye zaten video respose olarak koyacağım onun o lanet videosuna bunu. Aynı zamanda tabii ki youtube'a da şikayet edeceğim bana karşı bir salıdırı ve ya ne bileyim taciz olduğuyla ilgili o videoyu. Her neyse görüşmek üzere...
submitted by south31 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.05.26 10:57 enesk001 Tüp Bebek Tedavisi AnkaraTupBebekUzmanlari.com

Aşılama Tedavisi Nedir?
Kadınlarda her ay sağ veya sol yumurtalıkta, bir yumurta olgunlaşma sürecine girmektedir. Yaklaşık 14. gününde de yumurtlama süreci gerçekleştikten sonra bu yumurta hücresi tüp içine girer. Eğer o esnada tüpün içerisinde olan sperm hücrelerinden bir tanesini yumurta hücresi içerisine alırsa döllenme denilen olay gerçekleşir. Aşılama yönteminde tüp içerisindeki yumurta ile spermin karşılaşması garanti altına alınıyor diyebiliriz. Erkekten sperm alınarak, laboratuvarda bu spermlerin en hareketli olanları ayrıştırılır. Ayrıştırılan spermler plastik enjeksiyona çekilir. Aşılama Tedavisi Ankara jinekolojik muayenelerinde, kadın yumurtlama aşamasındayken bu spermler rahim içine (intrauter) verilir. Böylelikle hareketli spermlerin, yumurtayı döllemesi için ortam hazırlanmış olacaktır.
Tüp Bebek Tedavisi Nedir?
Annenin yaşı 35 yaşın üzerindeyse, düzenli ilişki süresi 5 yıl ve üzerinde seyretmişse; gebelik durumu oluşmamışsa kadın aşılama yöntemiyle gebe bırakılmaya çalışılır. Ancak bir-iki denemeden sonra başarılı olunamamış ise, tüp bebek denemesi yapılmalıdır. Aşılama tedavilerinde kullanılan ilaçların düşük dozlarda olması sebebiyle anne adayının salı üzerinde negatif etkisi yoktur. Aşılama yöntemi anne adayında 6 kez yapılabilir; ancak sosyal sebeplerle tüp bebek tedavisine geçilmek istenebilir.
Tüp Bebek Tedavisinde kadın ve erkek üreme hücrelerini toplanarak laboratuvarda tüp ortamında döllemesi gerçekleştirilecektir. Doğal gebelikten tek farklı tarafı döllemenin laboratuvar ortamında yapılmasıdır. Tüp Bebek Tedavisi Ankara ‘klasik tüp bebek’ ve ‘mikroenjeksiyon’ şeklinde iki farklı yöntemle tüp bebek tedavisi uygular. Klasik tüp bebek tedavisinde, aynı tüp içerisinde bırakılan spermlerin kendiliğinden yumurta içerisine girmesi beklenir. Mikroenjeksiyon yönteminde ise, spermler mikroskop altında yumurta içerisine enjekte edilmektedir.
Tüp Bebek Fiyatları Ankara uygulanan tedavinin kişiye özel olması, yaşa ve kişinin sağlığına bağlı olması nedenlerinden dolayı değişiklik göstermektedir. İleri yaş gebeliklerinde anne adayının sağlıklı gebe kalma şansı azalmakta ve gebelik dönemlerinde yapılan kontrollerin sayısı artmaktadır.
submitted by enesk001 to u/enesk001 [link] [comments]


2020.04.05 13:25 SpectreVile Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş biley uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerd

Merhaba, sen her kimsen. Öncelikle bu videoyu izleyen insanlara şunu söyleyeyim, bu video sadece tek bir kişi için çekiliyor. Şimdi nerden girsem konuşmaya diye düşünüyorum. Bir iki gün önce kapım çalındı. Kapımı açtım böyle bi arkadaş biley uzattı bana böyle bir zarf ben de dedim hani bu nedir nerden geliyor kimdir diyene kadar bi baktım herif yok. Arkadaş bir anda fırladı kaçtı. Zarfın içinden bir kağıt çıktı böyle bir not. Ahan da bu bilmiyorum şu anda okuyabiliyor musunuz. Okuyamıyorsanız da ben sizin için okuyayım. “Sana Dead Space i oyna diye gönderdim”. Şimdi sapıklığın çok ciddi anlamda zirvesine ulaştığını bu arkadaşın öncelikle belirtmem gerekiyor. Neden? İlk başta ciddiye almadım. Bunu gördüm a dedim yine aynı manyak bu. Çok fazla takmadım açık konuşmak gerekirse hani bana dead soace i biri gönderdi demiştim ya kimin olduğunu bilmiyorum gönderici ismi yazmıyor vesayre cart curt falan filan dediğimi dead space izleyen arkadaşlar bilir. Dead space 2 den bahsediyorum bu arada. Bu aynı arkadaş mı gerçekten emin değilim ama bana aynıs aynı kişi gibi geldi. Gene aynı şekilde hiçbir gönderici bilmem ne falan filan yok. Sadece bir not dead space i sana oyna diye gönderdim. Arkadaş bildiğiniz atar yapmış ben kanala ara verdim diye. Neyse. Şimdi, bu olay hafife alınacak bir olay değil arkadaşlar. Çünkü birkaç şey oldu sadece değil. Bu kağıdı ilk başta ben şeye almadım ciddiye almadım. Umursamadım hani yani manyağın biri dedim hani şeylik yapıyo dalga geçiyor taşak geçiyor falan filan. Ama velakin bu buldum.mp4 denen videoyu görene kadar. Arkadaşım, şimdi öncelikle bu videoyu ç mm sana mm adıyorum. Mutlusundur umarım bu kadar manyakçasına benim peşimdeysen eğer. Şimdi öncelikle video linkini description a koyacağım bu sayede neden bahsettiğimi bilebilirsiniz. Manyağın biri beni takip ediyor. Bu buldum.mp4 videosunda da beni çeşitli yerlerde çekmiş evime dönerken, işten eve dönerken çekmiş beni. Yok işte şeye giriyorum bilmem ne falan filan. Şimdi bunun şöyle bir problemi var, şöyle bir noktası var problemli olan kısma geçeyim öncelikle. Benim adresimi şu anda bilen kimse yok. Eski adresimi de kimse bilmiyordu ama bu herif bana dead space 2 yi ulaştırmayı başardı. Şikayet etmedim açık konuşmak gerekirse işime geldi çünkü. Ya biri bana oyun hediye etmiş bu güzel bişeydi ilk başta güzel bişey olduğunu düşündüm. Hani bu adam benim adresimi nerden bildiğini takmadım kafaya önemsemedim. Bir şekilde bulmuştur göndermiştir dedim. Peki bu yeni adresimi nerden buldu bu adam? Ben bu eve bir ay önce taşındım. Antalya dan dönüştün- dönüşte taşındım ben bu eve. Bu arkadaş benim adresimi nerden buldu? Bu arkadaş beni gittiğim her yerde takip mi ediyor? Yani şimdi böyle bir durum var ortada. Ve gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum hani. Ya bu evin adresini şu an annem babam bilmiyor daha hani daha onlara hani evin adresini bilmiyorlar sadece mekanı söyledim hani şurda oturuyorum dedim sadece. Hani adresi detaylı olarak bilmiyorlar gelip bulamazlar yani evi hani bulma şansları yok. Ara sokaklarda bir yerlerde bu ev bulamazlar. Ama bu arakdaş evimin yerini biliyor geliyor bana not bırakabiliyor ve üzerine zaten videodan videoyu izlerseniz göreceksiniz herif beni takip ediyor gittiğim her yerde. Arkadaşım beni korkutuyorsun çok ciddi anlamda korkuyorum yani şu an senden ve yaptığın şey çok büyük bir suç anladın mı? Yaptığın şey ciddi anlamda çok büyük bir suç. Eğer seni ihbar edersem ve yakalanırsan çok ciddi anlamda cezalar alırsın anladın mı? Akıllı ol ya akıllı ol şansını zorlama bu işe devam etme eğer chuckle böyle bir şey bidaha görürsem yemin ediyorum ihbar ederim seni. Ve bu işin peşini bırakmam yani seni yakalatıp ciddi anlamda ceza almanı sağlayana kadar bu işin peşini bırakmam. Adam ol tamam mı çok ciddi söylüyorum adam ol sakın sakın ha bir daha böyle bir şey yapma böyle bir video sakın bir daha görmeyeyim ben öyle takip ediliyorum bilmem ne falan filan hiç hoş şeyler değil. Ve bir de işin şu kısmı da var ben ihihi evde yalnız kalma fobimi daha yeni yeni yeniyorum hani daha yeni yeni üstesinden gelmeye başladım böyle manyakça işler yapıp beni korkutma daha fazla. Söylemek istediğim şeyler bu kadar arkadaşlar. Yani üzgünüm bu video size değil sadece bu sapığa bu manyağa artık kimse bu neyin nesiyse ona yöneltilmiş bir videoydu sadece. Ya ama bunu hani görmesini sağlamak için kanalıma yüklemek zorundaydım mecburen kim olduğunu bilmiyorum çünkü o yüzden kanalıma yükledim bu videoyu. Bu arkadaş sırf görsün diye zaten video respose olarak koyacağım onun o lanet videosuna bunu. Aynı zamanda tabii ki youtube'a da şikayet edeceğim bana karşı bir salıdırı ve ya ne bileyim taciz olduğuyla ilgili o videoyu. Her neyse görüşmek üzere...
submitted by SpectreVile to kopyamakarna [link] [comments]


2020.02.28 08:25 allemel Kuzenim Hande Abla Seks Hikayeleri

Bu hikaye http://sekshikayeleri.top sitesinden alınmıştır. Lise sona yeni geçmiştim, Fatih’te dedemden kalma ahşap evin üst katında oturuyorduk. Babam memurdu, annem evkadını. Ablam iktisat fakültesine o yıl girmişti. Kuzenim Hande abla sık sık Adapazarı’ndan İstanbul’a gelir, bizde kalırdı. Senelerdir Hande abla gelince benim odamda yatardı, ben de salondaki kanepede. Şikayetçi olmazdım hiç bu durumdan; odamdan almam gereken bir şey olduğunda serbestçe girebiliyordum nasıl olsa. Hele Hande Abla uyuyorsa… Gecelik giymezdi hiç; uyurken sütyen de takmazdı. Açık kumral saçları, bembeyaz teni, dolgun göğüsleriyle güzel sayılabilecek bir fiziği vardı. Uzun uzun seyrederdim onu uyurken, sonra da onu siktiğimi hayal ederek 31 çeker boşalırdım tabii. Okula devam ederken aynı zamanda büyük kulüplerimizin birinde basketbol yıldız takım oyuncusuydum; babam okulu aksatmamam şartıyla razı olmuştu spor yapmama. Bir maç sırasında ciddi bir sakatlanma yaşadım; sol bacağımda lif kopmuştu. Babam çok bozulmuştu bu sakatlığa, tam da Mayıs ayında imtihan döneminde oluşumuz sinirlendirmişti onu. Çalan kapı ziliyle Hızır gibi yetişmişti Hande Abla! Ama sakatlığım, ciddi bir yatak istirahati gerektirdiği için, odamı verememiştim sevgili Hande ablaya, bu kez salonda yatan o olacaktı mecburen… Ertesi sabah uyandığımda, Hande abla bornozla benim odamdaydı, herkes salonda kahvaltı masasında olduğundan mecburen benim odamda giyinecekti! Önce benim uykuda olduğumdan emin olmak için üzerime doğru eğilip baktı; nemli sabun kokusu beni çıldırtmaya yetmişti, taş gibi olan sikimde nabız atışlarımı hissediyordum. Bana arkası dönük bornozu çıkarttı, apışarasını iyice kurulayıp, külodunu giymek için domaldı. Açık kaherengi göt deliğinin altında kılsız amcığının etli dudaklarını görünce sikim külodumu yırtacak hale gelmişti. Hande Abla giyinip odamdan çıkınca, ufak bir elyardımıyla inanılmaz bir patlama ile boşalıp tekrar yatıp uyudum. Akşam saatlerinde gelen bir telefonla anneannemin rahatsızlanıp hastaneye yatırıldığı haberiyle, annem ve babam ani bir kararla Adapazarı’na gitmek zorunda kalmışlar. Sabah uyandığımda, ablam da çoktan okula gitmişti. Elimi yüzümü yıkayıp topallayarak salona doğru yürürken, fısıltı halinde konuşmalar duydum. Sessizce salona yaklaştığımda, Hande ablanın telefonla konuştuğunu duydum, “Evett! evettt! Sok artık yarrağını içime! Geçirrrr! Amımı götümü doldur o koca sikinle!” diye konuşuyordu. Salonun kapısını hafif araladığımda, elindeki hıyarı götüne sokup çıkarmaktaydı… Şaşkınlıkla kapıyı kapamamla çıkan gürültü Hande ablanın paniklemesine yetmişti. Odama dönüp yatağa uzandıktan sonra uzun bir sessizlik oldu. Yarım saat kadar sonra odamın kapısı yavaşca açıldı. Az önce gördüğümde çırılçıplak olan Hande ablam giyinik olarak karşımdaydı. Bana, “Ne diyeceğimi bilemiyorum…” derken sesi titriyordu, “Kimseye birşey söyleme n’oolur Yılmaz!” dedi. Hiç konuşmadan elimi uzattım. Yanıma geldi, yatağımın kenarına oturup elimi tuttu. Ben de yan dönüp diğer elimi apışarasına koydum, titrediğini hissettim. Yüzüme eğilip dudaklarımdan öpmesiyle ok yaydan çıkmıştı artık, bacağımdaki sakatlığı bile hissetmez olmuştum. İkimiz de süratli bir şekilde çırılçıplak soyunduk. Hande ablam deneyimlerini kullanıp idareyi ele almıştı; önce üzerime ters uzanıp 69 oldu, yarağımı yalamaya başladı. Ben de onun amını çılgın gibi yalıyordum. Amının dolgun dudaklarını ağzıma doldurup emdikçe, Hande abla üzerimde inleyerek kıvrana kıvrana boşaldı, çığlıklar atarak… Ablamın okuldan gelmesi yaklaşınca kalktı yatağımdan, heryanı titriyordu. Annemlerin dönüşüne kadar, her sabah Hande ablayla, ablamın okula gidişiyle sevişmeye başlıyorduk. Hande abla ikinci günden itibaren kremlediği götünü de siktirdi bana, ama bakireliğini korudu kararlılıkla! Telefonda seks yaptığı sevgilisi hakkında sorduğum soruları yanıtlamamıştı, ama dört gün boyunca götünden çılgınca sikişmişti benimle… Gidişine alışamamıştım, rüyamda sikişiyordum Hande ablamla sürekli. Yıllar sürecek bir ilişkinin başladığını bilemezdim. Hande ablayla yaşadıklarımızın üzerinden iki ay kadar geçmiş, yaz tatili başlamış, sakatlığım epey düzelmişti. Son rahatsızlığından sonra anneannem maalesef yatalak durumdaydı, Adapazarı’nda oturan Hacer Teyzem, annemin teyze kızları Macide ve Hande ablamlar dönüşümlü olarak ilgileniyorlardı anneannemle. Temmmuz başlarında anneannemi ziyaret bahanesiyle Adapazarı’na gittim, esas amacım Hande abla’mı sikmekti tabii ki! Anneannem felç nedeniyle tam konuşamıyordu, ama beni görünce ne kadar sevindiği gözlerinden okunuyordu. Anneanemin evi tek katlıydı; bir oda, bir banyo da çatı katında vardı. Ben orada kalmayı istedim, teyzemin ısrarlarına direnip kaldım da… İkinci gecenin sabahında sikimde serin bir ıslaklıkla uyandım; Hande abla yanıma dizçökmüş, boxerimden çıkardığı sikimi yalamaktaydı! Uyanıp irkilmemle gülerek, “Korkma kimse yok evde! Teyzem zaten kalkamaz!” dedi. Doğrulup dudaklarına yumuldum, aceleyle soyunduk. Biribirimizi açlıkla yalarken inliyorduk. Hande abla, “Yılmaz’ım, hep seni düşledim! Beni bağırta bağırta sikkk!” diyordu. Hande abla sikimi ve götünü iyice kremleyip beni yatırdı, üzerime çıkıp yarağımın üzerine aniden çökmesiyle inledik beraberce. Hızlı bir tempoyla adeta o beni sikti! Sonunda ikimiz de boşaldığımızda üzerime abandı kaldı nefes nefese… Sikiş arası sohbetlerde bu kez açıldı bana, sevgilisi İstanbul’da üniversitede okuyan İran’lı zengin bir ailenin oğluymuş! Bir sene sonra mezun olacakmış, evlenip Tahran’a yerleşeceklermiş! Şok olmuştum; Hande ablamı artık karım gibi görüyorken, başka bir ülkeye gelin gitmesi bir balyoz gibi inivermişti başıma! Sinir basmıştı birden; giyinip sokağa attım kendimi, hızlı adımlarla nereye gittiğimi bilmeden amaçsızca yürüyordum… “Yılmaaazz! Yılmaazz!” diye seslenen kadın sesini farkedince durup döndüm. Gelen Macide ablanın büyük kızı Nurdan’dı, “Deminden beri bağırıyorum! Sağır mısın!” diye azarladı beni. Arkamdan koşmaktan nefes nefese kalmıştı, “Ne bu halin? Karadeniz’de gemilerin mi battı?” dedi gülerek. “Yoo, nereden çıkardın bunu?” dememle sarıldı sımsıkı, “Ulan buraya geldin, beni görmeden mi gideceksin!” deyip, bir daha sarıldı. Sütyensiz memelerinin sertleşmiş uçlarını göğsümde hissetmemle sikim esas duruşa geçmişti bile… Macide abla annemin teyzesinin ilk çocuğuydu, arada iki erkek, üç düşük derken, en son olarak Hande ablayı doğurmuştu, tekne kazıntısı olarak. Macide Abla 42 yaşındaydı, 20 yaşındayken, baba tarafından akraba Ali abiyle evlendirilmişti, iki kız doğurmuştu. Nurdan 20, Nurcan 18 yaşındaydı. Kızlarının ikisi de okumamış, koca bekliyordu. Nurdan’ın dişiliğini hissedince rahatlamıştım. Halen Hande ablaya kızgındım, içimden, (Ulan Hande abla, ben de senin yeğenin Nurdan’ı sikmezmiyim!) diyerek, bir elimi arkadan Nurdan’ın başına atıp saçlarını okşadım. Saçlarının kokusunu içime çekip, “Seni görmeye geldim ben, görmeden gidermiyim?” diye gülerken, belinden vücudunu sikime doğru yasladım. Benden yaşca büyüktü ama, spor yaptığım için gelişmiş olan vücudum bu farkı kapatıyordu. Nurdan koluma girdi, sohbet ederek epeyi yürüdük. Nurdan geçen yıl kazanamayınca tekrar üniversite sınavına girmiş, falan filan… Akşam anneannemin evine girer girmez, Hande abla üzerime öfkeyle atıldı; “Nurdan’la sürtmeye mi geldin buraya!” diye bağırdı. Şaşkınlıkla karışık bir öfkeyle bir tokat attım, sustu. Ama hemen pişman olmuştum, ne diyeceğimi bilemiyordum. Birden boynuna atılıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım, “Affet beni lütfen, birden kendimi kaybettim!” dedim. O gece birbirimize sarılıp yattık, sevişmedik. Sabah uyandığmızda susuzluğumuzu doyasıya giderdik, dillerimiz, ellerimiz dumaksızın çalıştı, bağırta bağırta siktim Hande ablanın götünü defalarca. Sonunda dönüş günü geldi çattı tabii, döndüm İstanbul’a. Yaz bitti, okul antrenmanlar derken günler geçiyordu. Bir akşam eve gittiğimde bizimkiler yemeğe oturmuştu. Onlara katılmak için içeri girince donup kaldım, benim sofradaki yerimde Nurdan oturuyordu! Bana, “Selam!” diyerek gülümsedi, “İstanbul Üniversitesi’ni kazandım, kutlamayacakmısın beni?” dedi. Eczacılık okuyacakmış haspa, yurt falan ayarlayıncaya kadar da bizdeymiş!
Uzun sürmez ilk fırsatta Nurdan’ında götünü sikerim. Siktiğimde burada paylaşırım.
submitted by allemel to sexstories [link] [comments]


2019.11.03 22:03 MertHr Tuna nehri akmam diyor

Ruslar 24 Nisan 1877’de Osmanlı devletine harp ilan etmişlerdi. Romanya, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ da Rusların yanında yer almışlardı. Osman Paşa o zaman Vidin müstahkem mevki kumandanı idi. 7 Temmuz’da Sırp kuvvetlerini bozgu na uğratarak büyük bir ün yapmıştı. Rusların büyük bir ordu ile Tuna istikametine gelmekte olduğu haberi alınınca, Plevne’ye gönderildi. 20 Temmuz günü, burasını kuşatan Rus öncü kuvvetlerini dağıttı. Fakat 10 gün sonra asıl Rus birlikleri kalabalık bir şekilde gelerek Plevne yakınlarında karargah kurdular. 40.000 asker ve 172 ağır topu bulunan bu düşman ordusuna, gece yarısı ani bir baskın yapan Osman Paşa, birkaç saat içinde bu kalabalık Rus ordusunu perişan ederek geri çekilmeye mecbur etti. Ertesi gün kaleden çıkan Osman Paşa Lofça önlerinde kalabalık bir Rus birliğini daha mağlup etti. 7 Eylül günü Ruslar, tekrar Plevne önlerine geldiler. 10 gün süren bu kuşatma, daha şiddetli muharebelere sahne oldu. Osman Paşa sık sık kaleden çıkış hareketleri yaparak Rus birliklerine ani baskınlar yapıyor ve ağır kayıplar verdiriyor du. Nihayet 17 Eylül günü Ruslar yine geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu tarihlerde Osmanlı tahtına, Sultan II. Abdülhamid henüz yeni çıkmıştı. Bir ferman göndererek Osman Paşa’ya Gazi ünvanı verdi ve rütbesini Mareşalliğe yükseltti. Tarihe geçen Plevne müdafaası bundan sonra başlıyor. 25 Ekim 1877’de Ruslar, Grandük Nikola kumandasında gayet kalabalık bir orduyla tekrar Plevne’yi kuşattılar. Öyle ki, 170 tabur, 152 süvari bölüğü, 571 ağır topları bulunuyordu. Şehri savunacak kuvvetler o kadar az di ki, mukayese bile edilemezdi. 3 aydan fazla süren muhasaralar ve aralıksız devam eden muharebeler yüzünden şehirde yiyecek kalma mış, cephane tükenmişti. Yardım gelebilecek yollar, aylardır Rus kontrolü altındaydı. Grandük Nikola Gazi Osman Paşa’ya bir ültimatom gönderdi:ne mani olmak üzere:“Mareşal hazretleri, zât-ı devletinize aşağıdaki hususları bildirmekle şeref kazanırım:Gorna Dubnik ve Teliş’teki Türk kıt’aları esir edilmişlerdir. Rus orduları da Osikovo ve Vratça mevzilerini ele geçirmişlerdir. Plevne, Çarlık muhafızları ve topçulardan mürekkep bir kolordu ile takviye edilmiş olan Batı Kolordusu tarafından kuşatılmıştır. Bundan böyle hiçbir iaşe kolunun gelmesi beklenemez.İnsaniyet namına ve mes’ûliyeti zât-ı âlînize râci olacak fazla kan dökülmesine mani olmak üzere sizi, bütün mukavemetleri kesmeye ve tayin edeceğimiz bir yerde teslim şartlarını görüşmeye davet ederim.Mareşal hazretleri, yüksek saygılarımı kabul buyurunuz.”Grandük Nikola’nın yazdıkları gerçeğe uygundu. Fakat Osman Paşa, arkadaş larının fedakarlığına müracaat etti. Teslim olmayacaklardı. Hemen cevap gönderildi:“Kumandam altında bulunan Türk ordusu, cesaret, şecaat ve enerjilerini isbat etmekten iç bir zaman geri kalmamışlardır. Bugüne kadar yapılan bütün savaşlarda muzaffer olmuşlardır. Bu sebeple majeste Çar, kendi muhafız kuvvetleri ile topçuları nı, imdat kuvveti olarak buraya getirmek lüzumunu duymuşlardır. Gorna Dubnik ve Teliş mağlubiyetleri, buralarda bulunan kıt’aların teslim olmaları, muhabere ve muva sala yollarının kesilmesi, büyük yolların işgal olunması, ordumu teslim etmem için kafi sebep değildir. Bu suretle, askerimin şevkinden iç bir şey eksilmemiştir. Ve bunlar. Türk askeri şerefini muhafaza etmek için yapmaları lazım gelen her şeyi henüz yapmış değildirler. Bu güne kadar vatanımız uğrunda seve seve kan döktük. Teslim olmaktansa, buna devam edeceğiz. Dökülen kanların mes’uliyetine gelince, bu dünyada da, öteki dünyada da bu harbe sebep olanların üzerinedir.”Gazi Osman Paşa, bütün mahrumiyetler içinde iki ay daha savaştı. 8 Aralık’ta bütün hakikatler, artık teslim olmaktan başka çare kalmadığını açıkça ihtar ediyordu. Fakat Osman Paşa, talihini bir defa daha deneyecek, muhasarayı yarıp çıkacaktı. -Böyle bir teşebbüsün muvaffak olacağı hakkında kimse kendisini aldatamaz. Fakat bana öyle geliyor ki, vatanımızın şerefi ve ordumuzun şöhreti, bizim böyle son ve yüksek bir teşebbüse girişmemizi vacib kılar” Diyordu. Talihi yaver olmadı. 16 Aralık 1877 günü, elinde kalan son kuvvetlerle kaleden dışarı çıktı ve düşman kuşat ma hatlarına saldırdı. Bunlardan bir kısmını parçalayıp geçebildi ise de, kesin bir netice alamadı. Birinci Tümenin başında döğüşürken ağır bir şekilde yaralandı. Bu durum bütün birliklerde hemen paniğe yol açtı. Osman Paşa Plevne ordusunun her şeyi idi. Tümen ve Tugay kumandanlarının ricası ile, düşmandan teslim şartlarını sormak zorunda kaldı. Savaşa son verilmesi emrini, ağlaya ağlaya verdi. Plevne dolaylarında ufak bir kulübede, daima şan ve şeref içinde taşıdığı kılıcını, vazifesini hakkıyla yapmış insanların duyduğu huzur içinde, general Ganeçki’ye teslim edecekti. -Ne yapalım, kaderde bu da yazılıymış. Kimse bizim namus askerimizi yerine getirmediğimizi iddia edemez. Allah şahittir ki, biz vazifemizi yaptık.Dedi. Kulübede diğer paşalarla, paşanın doktoru, Albay Hasip Bey de vardı. Kurmay başkanı Tahir Paşa bu manzara karşısında gözyaşlarının tutamadı. Osman Paşa, arkadaşının yüzüne sevgi ve minnetle baktı ve-Alın yazısını kimse değiştiremez, dediSonra aralı bir aslan gibi, gözlerini düşman generaline çevirdi. Doktor Hasip Bey’in kolunu tutarak hafifçe doğruldu.-Buyur generalim, diyerek kılıcını uzattı.Hayret! Rus generali Ganeçki, ellerini yüzüne kapamıştı-Ben, bu kılıcı alamam!Diye geri geri çekiliyordu. Onun da gözleri yaşlıydı. Hayatında ilk defa böyle büyük bir kahramanla karşılaşıyordu. Mücadele müsavi şartlar altında geçmemişti. Bire karşı ona hücum etmişler, her defasında yenilmişlerdi. Gazi Osman Paşa vazifesini yapmış, dünya askerlik tarihine şan ve şerefle dolu bir destan hediye etmişti. Böyle bir kumandanın kılıcı nasıl alınırdı? Osman Paşa, bir araba ile Plevne’ye götürüldü. Yolda, başkumandan Grandük Nikola ile Romanya prensi Karol tarafından karşılandı. Grandük elini Osman Paşa’ya uzattı:-Siz ne büyük askersiniz Mareşalim, dedi.Prens Karol de büyük bir saygı ile eğildi. Paşa’nın elini sıkmak istedi, fakat Osman Paşa vermedi.-Ben, koskoca bir imparatorluğun müşiriyim, bir âsiye elimi sıktırmam, dedi.O tarihe Romanya Osmanlı devletine bağlı bir eyaletti. Bu savaşta da Romanya halkı Rusların yanında yer almışlardı. Plevne’ye gelirken düşman askerleri yollarda sıralanmışlar, bu yaralı aslanı alkışlıyorlardı. Gazi Osman Paşa, ertesi gün Plevne’ye gelen Rus Çarı I. Alexandr’ın huzuruna çıkarıldı. O da bu kahramanın kılıcını almak cesaretinde bulunamadı. -Mareşalim, dedi, sizi candan tebrik ederim. Müdafaanız, askerlik tarihinin en güzel hadiselerinden biri olmuştur. Sizin gibi bir kumandanın kılıcı alınmaz. Onu kendi memleketinizdeymiş gibi şerefle taşıyabilirsiniz.Bir müddet sonra Gazi Osman Paşa, Harkov’a götürüldü. Orada 34 ay kadar esir kaldıktan sonra İstanbul’a gönderildi ve büyük bir merasimle karşılandı. Sultan II. Abdülhamid Han, onu alnından öperek taltif etti.
submitted by MertHr to kopyamakarna [link] [comments]


2019.08.22 12:09 NewsJungle Türkiye, İstanbul’daki kayıt dışı mülteciler için son tarihini uzattı

Türkiye, İstanbul’daki kayıt dışı Suriyeli mültecilerin kentten iki ay ayrılmalarının son tarihini uzattı.
Türkiye'nin diğer şehirlerinde kayıtlı Suriyeli mültecilerin yanı sıra, hiç kayıtlı olmayan mültecilerin ülkenin en büyük kentini terk etmeleri için son tarih 20 Ağustos'ta sona ermişti.
“Suriyeli mültecileri ülke genelinde dengeli bir şekilde yaymaya çalıştık. Her şehir belli bir kapasiteye sahiptir. Halen 540.000'den fazla Suriyelinin İstanbul'da kalma hakkı var. Bu sayıdan daha fazlasını tutamıyoruz; düzenlememiz gerek ”dedi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 21 Ağustos'ta bir grup dış medya temsilcisine söyledi.
Halihazırda İstanbul'daki okullara kayıtlı 1600 öğrencinin ailesi, yasal çalışma izni olanların yanı sıra sağlık meseleleri gibi belirli insancıl alibileri olan kişiler bu karardan muaf tutulmaktadır.
Benzer bir süreç Ankara'da başlamış ve kapasitelerinden daha fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Bursa'da başlayacaktır.
Soylu, Türkiye'nin mülteci politikasının temel ilkeleri değişmedi ve hiçbir mültecinin zorla sınır dışı edildiğine dair bir soru bulunmadığını söyledi.
Soylu'ya göre, geçici koruma altındaki Suriyeli mültecilerin sayısı 3.649 milyon, geri dönenlerin sayısı ise 347.000'e ulaştı. 2017'de 175.000 düzensiz mülteci yakalanırken, bu sayının bu yıl sonuna kadar 305.000'e ulaşması bekleniyor.
Soylu, hükümetin amacını herkesi kayıt altında tutmak olduğunu söyledi. Türkiye’nin açık kapı politikası devam ediyor, dedi. 2017'de yaklaşık 485.000 yeni kayıt yapıldı, 2018'de bu sayı 280.000 idi. “Bu yıl 70.000 yeni kayıt var. Başka bir deyişle, akış devam ediyor. Ancak Suriye'deki iki askeri operasyon sayesinde güvenli bölgeler yarattığımız için gönüllü geri dönüşler de var ”dedi.
Ancak, kayıt dışı ekonomisi açısından mülteciler için cazip olan kentte aşırı bir sıkıntı yaşanmaması için İstanbul'a yeni kayıtlar durduruldu. Soylu, “İstanbul gayrı resmi çalışmalar nedeniyle neden cazip, kayıt dışı istihdama karşı mücadele etmeliyiz” dedi.
Şimdiye kadar 102.000 Suriyeliye Türk vatandaşlığı verilmiştir. Soylu, Suriyelilerin yüzde 70'inin ülkesine geri dönmek istediklerini söylerken, birçoğunun Türkiye'de yaşamlarının geri kalanında ne kalacağı konusunda bir tahminde bulunmadığını belirtti.
İçişleri bakanı, göç, terör ve uyuşturucu yollarının bir araya geldiğini ve bu yolların hem hedefinin hem de hedefinin Türkiye olduğunu belirtti.
Bakan, Batılı ülkeleri mülteci sorununun gerçek sebeplerine kayıtsız kaldıkları için suçladı ve onları giden göçün ana kaynağı olan bölgelerde refah ve istikrarı geliştirmek için harekete geçmeye çağırdı. Batı’nın mültecileri sınırlardan uzak tutma politikası sürdürülebilir değil. Türkiye’nin göç konusunda en üst düzey yöneticilerine göre, Avrupa’nın 2018’de nispeten kolay bir yıl geçirmesine rağmen, mültecilerin gelişi bakımından bu eğilimin devam edeceğine dair bir garanti yok.
"Belediye Başkanları" nın kaldırılması yasal
Halk Demokrasi Partisi (HDP) 'nin terör örgütünü destekleme soruşturması yapan adayları aday göstermesi, devlete, yasaya ve demokrasiye açık bir meydan okuma olduğunu söyledi. Soylu, üç belediye başkanını Ağustos ayındaki görevden alma kararıyla ilgili olduğunu söyledi. 0,19.
Soylu, “Amacımız demokrasinin kötüye kullanımını önlemek” dedi.
Güneydoğudaki Diyarbakır ve Mardin belediye başkanları illeri ve Doğu Van ili - Adnan Selçuk Mızraklı, Ahmet Türk ve 31 Mart yerel seçimlerinde ezici çoğunluklarla seçilen Bedia Özgökçe Ertan ilçeleri askıya alındı.
Soylu, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), soruşturma altında olan ancak kesin bir mahkumiyet olmadan aday gösterilmesini kabul edebilir, dedi. Soylu, Anayasa’nın 127. Maddesinde ise terör eylemleriyle ilgili soruşturma sürdüğü sırada belediye başkanını askıya alma yetkisini verdi. “Suç faaliyetleri varsa, yasal işlemin bitmesini beklerken bu faaliyetlere göz yumar mıyız? Bu önleyici bir önlem olarak alınmaktadır ”dedi Soylu.
Bakan, kararın belediyeler yasasının 45. ve 47. maddelerine uygun olarak alındığını savundu.
Cumhurbaşkanı, İspanyol mahkemelerinin Bask ve Katalan siyasetçilerine karşı örneklerini göstererek, kararın uluslararası normlara da uygun olduğunu söyledi.
“Ahmet Türk'ün (Mardin belediye başkanı), (önceki belediye başkanlığından) askıya alındığı bilgisine rağmen, kendisi hakkında yedi ayrı soruşturma olmasına rağmen; Yine aday olarak aday gösterildi. Mesaj açıktır: bu devlete, yasaya meydan okumaktır ”dedi.
“Demokrasi bir Truva atı değil. HDP demokratik süreçleri kışkırtır ”dedi.
İçişleri bakanı, hükümetin önceki yıllara karşı çıkan "belediye başkanları" olarak atandığını söyledi.
İçişleri bakanı, hükümetin “ombudsman” teriminin önceki kullanımına itiraz eden “belediye başkanları” atadığını söyledi.
Soylu, bölgedeki yaşamın her zamanki gibi devam ettiğini ve “Neden insanlar sokağa çıkmadı?” Dedi. Çünkü hepsi biliyorlar ki (askıya alınmış belediye başkanları) terör örgütü ile işbirliği yapıyorlar. ”
Soylu ayrıca, bu belediye başkanlarının 31 Mart seçimlerinde oyların büyük çoğunluğunu niçin aldıkları konusunda da kendisi sorusunu gündeme getirdi.
“İstanbul'da Adalet ve Kalkınma Partisi politikalarını onaylamayan insanlar olduğu gibi, Güneydoğu'da da bize oy vermek istemeyen benzer insanlar var. Alternatif olmadığından, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bölgede bulunmadığından HDP'ye oy veriyorlar. HDP'ye oy veren herkesin (yasadışı) PKK ideolojisini desteklediğini iddia edemeyiz. ”
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.08.19 10:58 Haberfutbol24 19 Ağustos 2019 Pazartesi Trabzonspor Haberleri

Ünal Karaman'dan futbolcularına övgü: Son derece memnunum!

Trabzonspor Teknik Direktörü Ünal Karaman, Süper Lig’de Kasımpaşa ile 1-1 berabere kaldıkları maçta oyuncularının sergilediği performanstan memnun olduğunu söyledi.
Süper Lig’in ilk haftasında Kasımpaşa sahasında Trabzonspor’u konuk etti. Konuk ekip karşılaşmanın 34’üncü dakikasında Sörloth’un attığı golle 1-0 öne geçti. Kasımpaşa bu gole 40’ıncı dakikada Aytaç Kara ile karşılık verdi. Karşılaşmanın kalan dakikalarında iki takımın gol girişimleri de sonuç vermedi ve mücadele 1-1’lik skorla sona erdi.
Karşılaşmanın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamada bulunan Trabzonspor Teknik Direktörü Ünal Karaman, maça galibiyet için çıktıklarını dile getirerek, "Avrupa maçı öncesi kazanmak istiyorduk. Artı ve eksilerimiz var ama karşımızdaki takım dirençliydi. Her şeye rağmen kazanabilirdik ama olmadı. Oyuncularımın göstermiş olduğu mücadeleden son derece memnunum. Evet hatalarımız var ki bunlar sezon başında tolere edilebilecek şeyler. Oyuncularımızın niyetleriyle ilgili hiçbir sıkıntımız yok. Umarım perşembe günü oynayacağımız maçta da ülkemizi en iyi şekilde temsil eder, bize yakışır bir skorla döneriz." diye konuştu.
Karaman, yoğun bir maç trafiğine girmeleriyle ilgili bir soru üzerine, "Arkadaşlar bu müsabakalar oynanacak. Bugün 4 oyuncumuzu dinlendirerek maça başladık. Oyuncularımızı dinlendirip, AEK maçına en iyi kadroyla çıkmak ve bize yakışan bir oyunla dönmek istiyoruz. Ne benim ne de oyuncuların şikayet etme imkanı var. Bizler bu maçlar için mücadele ediyoruz. Bu hakkı elde ettikten sonra ’yoruluyoruz’ deme durumumuz yok. Çıkacağız oynayacağız ve inşallah iyi skorla Türkiye’ye döneceğiz." değerlendirmesinde bulundu.

"İhtiyacımıza göre durumu değerlendiririz"

Ünal Karaman, transfer konusunda ilgililerle gerekli görüşmeleri yaptıklarını aktararak, şunları kaydetti:
"Saha içindeki rekabeti artırma adına gerekli bilgileri profesyonellerimizle konuşuyoruz. Biz konuşuruz, ilgililer de gereğini yapar. Elbette bazı şeylerin farkındayız. Bir de bu işin mali disiplini var. Ayrıca aldığımız oyuncu, aile ortamını bozmamalı. Bu konuya çok hassasiyet göstermeniz gerekir. Bu transfer dönemini en az hatayla geçme çabamız var. Mevcut oyuncularımız inanılmaz mücadele veriyor. Bu sene aramıza katılan oyuncular ailemizi biraz daha genişletti. Transfer bitene kadar imkanımız olursa ihtiyacımıza göre durumu değerlendiririz."
Tecrübeli teknik adam, transfer gündemlerinde olan Daniel Sturridge ile ilgili bir soruya, "Şimdi olmayan bir transfer üzerine yorum yapmak abes olur. Her transfer haberi üzerine yorum yaparsak, bu işin üstesinden gelemiyiz. Sonuçta bu işin ilgilileri takım kimyasını dikkate alacak hamleler içerisindedirler. İnşallah bizim kimyamızı hiçbir şey bozamaz, takımımızın harcı sağlam." yanıtını verdi.

Alexander Sörloth: Galibiyetle dönmek isterdik

Kasımpaşa ile deplasmanda 1-1 berabere kalan Trabzonspor’da takımın tek golünü kaydeden golcü futbolcu Alexander Sörloth, karşılaşmanın ardından açıklamalarda bulundu.
Trabzonspor'un Kasımpaşa ile 1-1 berabere kaldığı müsabakanın ardından Trabzonspor'un maçtaki tek golünü kaydeden Alexander Sörloth, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. 3 resmi maçta 3 gol kaydeden yıldız oyuncu, "Kendi adıma iyi bir maç geçirdiğimi söyleyebilirim. Ancak takımın kazanması önemli, bu maçtan galibiyetle dönmek isterdik" ifadelerini kullandı.
Bordo mavili takımın UEFA Avrupa Ligi'nde oynayacağı AEK maçına ilişkin gelen bir soruya yanıt veren Sörloth, "AEK maçı çok önemli bir maç olacak. Şu ana kadar bizim adımıza yılın en önemli maçı olacak. Deplasmanda iyi bir sonuç alırsak, evde de kazanabilir ve tur atlayabiliriz" diye konuştu.

Ahmet Ağaoğlu'ndan Sörloth ve Fernandes'e övgü

Süper Lig'in ilk haftasında Kasımpaşa ile 1-1 berabere kalan Trabzonspor'da başkan Ahmet Ağaoğlu basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Yeni transferler Sörloth ve Fernandes'in gösterdiği performansa ilişkin gelen soruya yanıt veren Ağaoğlu, "Sörloth ve Fernandes'in performansından benim şüphem yoktu. Çok ince eleyip sık dokunarak yapılan transferler.'' dedi.
34 haftalık bir maraton geçireceklerini söyleyen Ağaoğlu, "Kazanmamız gereken bir maçtı. Sparta Prag maçında iyi oynamıştık ama o maçta fazla efor sarfeden oyuncularımız bugün formunda olmayınca böyle bir sonuç çıktı ortaya. Yenilmeden devam ettiğimiz 19'uncu maçımız. Fakat bu bir anlam ifade etmiyor 3 puanlı ligde. Kazanmamız lazımdı, önemli başlangıç yapabilirdik. Sağlık olsun. Önümüzde AEK maçı var, tur atlamamız gereken bir maç. AEK maçından sonra Malatya maçı var. Malatya da hazır bir ekip. Tekrar AEK ile ve Fenerbahçe ile oynayacağız. Zorlu 2-3 hafta bizi bekliyor. 34'üncü hafta bittiğinde konuşuruz şampiyonluğu. İşin başındayız. Her takım savaşıyor, mücadele ediyor. Trabzonspor'un hedefi her zaman zirve. Zirve yarışının içinde varız. Kadro yapısı ve oyunumuz itibarıyla bunu ortaya koyuyoruz" dedi.

"SÖRLOTH VE FERNANDES'DEN ŞÜPHEM YOKTU"

Yeni transferler Sörloth ve Fernandes'in gösterdiği performansa ilişkin gelen soruya yanıt veren Ağaoğlu, şöyle konuştu: "Sörloth ve Fernandes'in performansından benim şüphem yoktu. Çok ince eleyip sık dokunarak yapılan transferler. Son dakika transferi değil ikisi de. Fernandes'in transferi biraz gecikti. Menajeri ile alakalı sıkıntılar vardı. Yoksa kamptan önce transferi söz konusuydu. Kulübüyle ileriye dönük transferiyle alakalı görüşmelere başlayacağız. Sörloth geçen sene izleme ekibinin gündemine gelen bir oyuncuydu. Cyrstal Palace başka bir takımla takasını gündemine getirdiği için o da gecikti ve kampa yetiştiremedik. Tam bir atlet. Hazır olarak geldi. Takımla 2-3 antrenman yapıktan sonra Prag maçında oynadı ve golünü attı, Akyazı'da da attı. Döndü burada attı. Bizim oyun sistemimiz göz önüne alındığı zaman bir forvetin yapabileceği her şeyi yapıyor gibi görüyorum. Oyuncunun verimi herkesin malumu, üç maçta üç gol. Bu formunu devam ettirirse takımın değişmez oyuncusu olur. Ona daha iki sene var. Formunu devam ettirirse o rakam 6'nın çok çok üzerine çıkar. Ticari taraftan bakıldığı zaman verimli ve isabetli bir transfer."

"TRANSFER HER ZAMAN TARAFTARIN KANINI KAYNATAN BİR OLAY"

"Transfer gelecek mi" sorusuna Ağaoğlu, "Transfer her zaman taraftarın kanını kaynatan bir olay. Transfer hasretle beklenen ama takıma külfeti veya katkısı analiz edilmeden, performans değil de kariyerli isimler gündeme gelince toplum heyecanlanıyor. Biz takım oyunu oynuyoruz. Gençlere yatırım sözü verdik. Forvet olarak takımda Sörloth, Ekuban, Koray, Muhammet ve Salih var. 5 forveti olan bir kulüpten bahsediyoruz. Oraya dışarıdan büyük bir ismi getirince bu sefer alt taraftaki çocukların şevkini kırarsınız. UEFA, lig, Türkiye Kupası uzun bir maraton, orada da gerçekten bir transfer gerekli mi, bu gündeme geliyor. Transferin ekonomik bir boyutu var. Bankalar Birliği'nin bize sağlamış olduğu limit var. O limitin üzerine çıkınca sıkıntı yaşarım. Çünkü geriye dönük bütün borçlardan ben şahsen sorumlu hale geliyorum. Bunun detayının kamuoyunun bilmesi lazım. Bize, Beşiktaş'a, Galatasaray'a tanınan bir bütçe var. Bu limitlerin içinde kalma zorunluluğu var. Bir yandan da yarışa devam edeceksiniz" yanıtını verdi.

"YUSUF'TAN GELECEK PARANIN TAMAMI BANKALAR BİRLİĞİ'NE BORÇ KAPATMAYA GİDİYOR"

Bankalar Birliği ile yapılan anlaşmaya değinen Ahmet Ağaoğlu, "Yusuf'tan gelecek paranın tamamı Bankalar Birliği'ne borç kapatmaya gidiyor. Bankalar Birliği elde ettiğiniz gelirin yüzde otuzu oranında size harcama hakkı tanıyor. Sponsorluk, tribün, ürün gelirleri de aynı şekilde. Bunların tamamı Trabzonspor'un kasasına girmiyor. Bu iyi analiz edilmeli. Bu gelirler yüzde yetmiş, yetmiş beşi borç kapatmaya gidiyor. Kalanı transfer ve maaş ödemelerine gidiyor. Bu limitler içinde kalma zorunluluğunuz var. Süper Lig özellikle bu üç takım için eski Süper Lig değil. Şirket olarak faaliyetlerini sürdüren kulüplerimiz hariç diğer kulüplerimiz lisans yönetmeliğine tabiler. Lisans yönetmeliğinde de aynı şeyler geçerli. İster Bankalar Birliği ile yeniden yapılandırmış olun ya da olmayın ocak ayında yürürlüğe girecek Lisans Yönetmeliği, UEFA'nın finansal fair play kurallarının bire bir uygulanacağı anlamına geliyor. Bunu yaptığınız taktirde biz üç kulüp başkanı olarak geriye dönük bütün borçlardan sorumlu oluruz, kulübü batağa sürüklemiş oluruz, transfer yasağı, puan silme cezası alırız. Bu işin sonu küme düşmeye kadar gidiyor" ifadelerini kullandı.

"VER COŞKUYU, COME TO TRABZONSPOR..."

Yıldız transferler ile ilgili taraftarları beklentiye sokmanın doğru olmadığını kaydeden Ağaoğlu, "Camiaları, taraftarları yıldız transferi ile alakalı beklenti içine sokmak sağlıklı bir yaklaşım değil. Transfer artık o kadar kolay değil. Ver coşkuyu, come to Trabzonspor... Tamam da kim ödeyecek bunları? Taraftar nasıl ödeneceğini biliyor mu? Burası çok önemli. Buna sadık kalmaya çalışıyoruz. O yüzden kadromuzu 52 kişi tuttuk. 52 kişilik kadromuz var. Rezerve takımımızın maliyeti senelik 2 milyon lira civarında. İleriye dönük Trabzonsporun mali ve sportif yapısını kurtaracak oyuncular bunlar. 'Yıldız futbolcu yetiştiremedin' deseler kalbimden vuracak en güzel eleştiri bu. 'Yıldız transferi niye yapmıyorsun' değil. Önümüzdeki birkaç ay içinde yeni tesislerimizde rezerve takımın yapılanmasını, tesislerimizi kamuoyuna tanıtmış olacağız" dedi.
Ahmet Ağaoğlu son olarak Daniel Sturridge'in transferiyle ilgili gelen bir soruya, "Bir sonraki soruya geçelim" diyerek yanıt vermekten kaçındı.

Trabzonspor'un golcüsü Sörloth bildiğiniz gibi!

Bordo-Mavili forma ile 3. kez sahaya çıkan Sörloth, müthiş performansını sürdürdü. Prag maçlarında 2 gol atan Norveçli, Kasımpaşa karşılaşmasını da boş geçmezken sahada basmadık yer bırakmadı.
Trabzonspor'un golcüsü Sörloth bildiğiniz gibi!Trabzonspor kariyerine fırtına gibi başlayan Alexander Sörloth, her geçen gün performansının üstüne biraz daha koymaya devam ediyor. 23 yaşındaki futbolcu, UEFA Avrupa Ligi’nde oynanan Prag maçlarının ardından Kasımpaşa karşılaşmasını da boş geçmedi. Abdülkadir Ömür’ün pasında topla buluşan Norveçli, şık bir vuruşla takımının ilk golünü kaydetti. Karadeniz ekibi, mücadeleden 1-1’lik beraberlikle ayrılsa da Sörloth maçın yıldızı olmayı başardı. Genç futbolcu, sahada basmadık yer bırakmazken neredeyse her topu indirdi.

‘Galibiyeti kaçıran bizdik’

Maçın ardından konuşan Norveçli, “Tabii ki her zaman gol attığım için mutlu oluyorum. Kendi adıma işlerin iyi gittiğini söyleyebilirim. Ama bugün maçı kazanmaya çok yakındık. Bugün maçı kazanabilirdik. Kötü bir performans sergiledik. Galibiyeti kaçıran tarafın kesinlikle biz olduğumuzu söyleyebilirim. Avrupa’da da yolumuza devam etmek istiyoruz” dedi.
Canlı Maç İzle, Şifresiz Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.08.12 11:44 Haberfutbol24 12 Ağustos 2019 Pazartesi Spor Haberleri

12 Ağustos 2019 Pazartesi Beşiktaş Haberleri
Beşiktaş'tan transfer atağı! İşte listedeki 4 yıldız!
Siyah-Beyazlılar, Abdullah Avcı’nın raporu doğrultusunda kadroya yeni takviyeler yapmak için çalışmalarını sürdürüyor. İlk etapta hücumhattını güçlendirmeyi planlayan yönetim, forvet için Aboubakar, kanat için de Elyounoussi’nin peşinde! Kaleye de Türk bir isim almak isteyen yönetim, Başakşehirli Volkan Babacan’ı renklerine bağlamak için düğmeye bastı. Beşiktaş, ek olarak Süper Lig ekibi Sivasspor’un genç oyuncusu Emre Kılınç için de nabız yoklamaya başladı.
Yeni sezon öncesinde kadrosunu; Tyler Boyd, Douglas ve Pedro Rebocho’yla güçlendiren Siyah-Beyazlılar, transferde gaza basmaya devam ediyor. Teknik direktör Abdullah Avcı’nın raporunun ardından çalışmalara başlayan ve Avusturya kampında yaşanan üst üste sakatlıklar sebebiyle hedef alanını genişleten Beşiktaş yönetimi, son olarak 4 isim üzerine yoğunlaştı. Avcı’nın ısrarla istediği sol stoper transferi için yoğun mesai harcayan Kara Kartal, Burak Yılmaz’ın sakatlığı sonrası forvet, Loris Karius’un da yaklaşık sahalardan 1 ay uzak kalacak olması sebebiyle kaleye de takviye yapacak. Ek olarak Beşiktaş, genç isimler üzerine de çalışmalarını sürdürüyor. İşte Kartal’ın listesi...
1- VINCENT ABOUBAKAR
Siyah-Beyazlı formayı 2016-17 sezonları arasında kiralık olarak giyen Vincent Aboubakar, Burak Yılmaz’ın sakatlığının ardından tekrar Kara Kartal’ın transfer hedefleri arasına girmişti. Kendi kulübünde teknik direktör Sergio Conceiçao’nun kadro alternatifleri arasında yer almayan Kamerunlu futbolcu da geri dönüş için yeşil ışığı yakmıştı. Bu gelişmenin ardından Mavi-Beyazlılar’la oyuncunun menaceri aracılığıyla ilk teması kuran yönetim, ‘7 milyon Euro’luk cevap almıştı. Kulübüyle 2021 yılına kadar sözleşmesi bulunan oyuncuyu ilk etapta kiralık olarak kadrosuna katmak isteyen Beşiktaş’ın, bu cevabın ardından Porto’yu satın alma opsiyonlu kiralama formülüne ikna etmeye çalıştığı belirtildi.
2- MOHAMED ELYOUNOUSSI
Almanya ekibi Schalke’yle yol ayrımında bulunan Ukraynalı kanat oyuncusu Yevhen Konoplyanka için uzun süredir çalışmalarını sürdüren Kara Kartal, yıldız ismin 3 milyon Euro’luk maaş talebinden geri adım atmaması sonrasında bu oyuncuyla yapılan görüşmeleri askıya almıştı. Bu gelişmenin ardından hedefini İngiltere Premier Lig ekibi Southampton’ın Fas asıllı Norveçli kanat oyuncusu Mohamed Elyounoussi olarak belirleyen yönetim, 25 yaşındaki futbolcu için menacerler aracılığıyla sürdürüyor. Siyah- Beyazlılar’ın, yeni haftada Ada ekibiyle resmi olarak görüşmelere başlayacağı ifade edildi. Sevilla ve Celta Vigo’nun radarında bulunan tecrübeli oyuncu, Beşiktaş’a gitmek istiyor.
3- VOLKAN BABACAN
Tolga Zengin’le yollarını ayırmasının ardından yeni bir Türk kaleci arayışlarını sürdüren Siyah-Beyazlılar, Loris Karius’un da sakatlanmasının ardından temaslarını hızlandırdı. Bu doğrultuda ilk hedef olarak Bursaspor’un genç kalecisi Muhammed Şengezer’i belirleyen Beşiktaş’a, bu transferde Başakşehir rakip olarak çıktı. Bu gelişme sonrasında iki kulübün arasındaki iyi ilişkileri kullanma kararı alan yönetimin, Muhammed’in Başakşehir’e transferine engel olmayıp bunun karşılığında Volkan Babacan’ı isteyeceği ifade edildi. İstanbul temsilcisinde Mert Günok’un gölgesinde kalan 31 yaşındaki file bekçisinin de bu transfere olumlu baktığı bildirildi.
4- EMRE KILINÇ
Kara Kartal’da yeni sezon öncesinde transfer çalışmaları tüm hızıyla devam ederken yönetim, yaşlanan kadroyu gençleştirmek için de hamlelerini sürdürüyor. Spor Toto Süper Lig ek iplerinden Sivasspor’un 24 yaşındaki sol kanat oyuncusu Emre Kılıç’ı hedefleri arasına ekleyen Beşiktaş’ın, temaslarını sürdürdüğü ifade edildi. Orta sahada sol kanada ek ol arak orta sahanın merkezinde ve sağ bölgesinde de forma giyebilen genç oyuncu için 500 bin Euro’luk bütçe belirleyen yönetimin, bu hafta içerisinde Sivasspor’la resmi görüşmelere başlaması bekleniyor. Başarılı futbolcunun da kariyerinde böyle önemli bir adım atmaya kendisini hazır hissettiğini yönetime ilettiği kaydedildi.
Beşiktaş'ın gençlerinde hayat var!
Beşiktaş'ın genç oyuncuları, Panathinaikos karşısında sergiledikleri performansla teknik direktör Abdullah Avcı’nın beğenisini kazandı. Tecrübeli çalıştırıcı, gençleri yeni sezonda birçok Süper Lig karşılaşmasında da görevlendirmeyi hedefliyor.
Spor Toto Süper Lig öncesindeki son hazırlık maçına önceki akşam Atatürk Olimpiyat Stadı’nda Panathinaikos karşısında çıkan Siyah-Beyazlılar, rakibiyle 2-2 berabere kalmıştı. Oyunun ilk bölümünde Erdem Seçgin ve Muhayer Oktay’ın golleriyle 2-0 öne geçen ancak ikinci yarıda Christos Donis’in gollerine engel olamayan Beşiktaş, sahadan beraberlikle ayrılsa da gençlerin performansı alkış topladı. Panathinaikos karşısında genç ağırlıklı kadro sahaya süren Beşiktaş Teknik Direktörü Abdullah Avcı da oyuncularının genel olarak performansından memnun kaldığı ve birçok genç oyuncuyu yeni sezonda kullanma kararı aldığı kaydedildi.
‘Hayalim gerçek oldu’
Yunanistan temsilcisi karşısında takımın ilk golünü kaydeden Erdem Seçgin, maçın ardından Twitter hesabından açıklamada bulundu. 19 yaşındaki orta saha oyuncusu, “Bu formayı ilk giydiğim günden beri hep taraftarımızın önünde gol attığım günü hayal ettim. Çok şükür bugün en büyük hayalim gerçek oldu. Kuzenim Yiğit’in hastalığını öğrendiğimiz bu tatsız günlerde, bu gol ona savaşma gücü versin, Yiğit’imize şifa getirsin. Benim için en güzel deneyimlerimden birisi oldu. Her şeyiyle çok özel bir akşamdı. Devamının gelmesi için çok çalışmaya devam” sözlerini sarf etti.
Beşiktaş sahasına kavuştu
Beşiktaş Nevzat Demir Tesisleri'ndeki ana idman sahasının zemini yenilendi.
Siyah-Beyazlılar, geçen sezon Vodafone Park ve Nevzat Demir Tesisleri’nde kötü zemin sorunu yaşanmıştı. Hibrit çim uygulamasıyla Türkiye’de fark yaratan ve büyük beğeni alan zemin, geçen sezon başında etkisini kaybetmişti. Yeni sezon öncesi yapılan çalışmalarla Nevzat Demir Tesisleri’ndeki 1 numaralı ana saha, adeta hayran bıraktı. Ortaçizgi.com’un ulaştığı görüntülere göre, Nevzat Demir Tesisleri’ndeki idman sahası, yeni sezon öncesinde ilk günkü haline getirildi.
Beşiktaş'ta kombineler 22 bini aştı
Kara Kartal, Spor Toto Süper Lig’de ilk hafta maçında cumartesi günü Sivasspor deplasmanına gidecek.
Beşiktaş’ın yeni sezon kombine kartlarının satışları ise devam ediyor. Şu ana kadar 22 bin 200 kombine kart satışının yapıldığı öğrenildi. Siyah-Beyazlılar, taraftarı önündeki ilk maçına ise ligin ikinci haftasında 23 Ağustos Cuma günü Göztepe karşısında çıkacak.
Şenol Güneş'ten Abdullah Avcı sözleri!
A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Şenol Güneş, Demirören Haber Ajansı'na (DHA) özel önemli açıklamalarda bulundu. Güneş, "Abdullah Avcı'nın karakter olarak Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum" dedi.
Milli takımda birçok iyi kaleci olduğunu ancak özellikle sol stoper ve sol bekte sayıca az oyuncu olduğunu belirten Şenol Güneş, "Kaleci sayımız çok fazla, bu yüzden en iyi olanları seçmeye çalışıyoruz. Kötüden veya yokluktan seçmektense varlıktan en iyisini seçmek bizim için daha iyi. Zaten bunun sayılabilmesi ve kadroyu 11 yapabilmek çok önemli. 11 - 15 kişi saydıktan sonra rekabet geliyor. Arka taraftan gelen adamın asıl oyuncuyu geçmesi gerekli diye düşünüyorsunuz. Şu anda Mert, Uğurcan, Gökhan, Altay ve Muhammed de milli takımda olan arkadaşlar ve hepsi de iyi. Tecrübeli olan kaleciler de var, çok sıkışırsak onları da alabiliriz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her arkadaşımızı burada oynatabiliriz. Yeter ki o başarıyı bize göstersinler. Dolayısıyla kalecide şu anda çok büyük sorun olduğunu düşünmüyorum. Mesela sol bekte ve sol stoperde sayıca az oyuncularımız var. Stoperde iyi arkadaşlarımız var ama sol ayaklı bir stoperimiz yok. Sol bekte ideal anlamda şu anda sayısal bir fazlalığımız da yok. Lige baktığımızda takımlarda da bunu görüyoruz. Onun dışında diğer mevkilerde bir sorunumuz yok ve bu güzel bir şey. Şimdi onu da dizayn etmemiz gerekiyor. Mesela diyelim ki sol ayaklı bir sol stoper ve sol bek eksiğimiz var, bunu genç takımlarla ve kulüplerle diyalog kurarak şimdiden tohumunu atmamız gerekiyor. Bu bir eksikliktir. Geçmişte mesela takımımızda defans oyuncumuz çok vardı, ancak forvet oyuncumuz yoktu. Şimdi forvette de oyuncularımız var ki bunların birçoğunu Avrupa'ya gönderiyoruz. Üretimi biraz planlayarak yapmamız lazım, şansa bırakmamak gerekiyor" dedi.
"AVRUPA'DA EN BÜYÜK SORUMLULUK GALATASARAY'A DÜŞÜYOR"
Avrupa'da bu sezon ülkemizi temsil edecek olan takımlar hakkında da konuşan Güneş, "UEFA Avrupa Ligi'nde Yeni Malatyaspor iyi bir başlangıç yaptı. İlk defa katıldığı bir kupada moral, güven ve tecrübe kazandı. Partizan takımını da eleyebilir, başarılar diliyorum. Trabzonspor da Sparta Prag'ı eleyebilir. Trabzonspor, geçen sene iyi bir kadro oluşturdu. Bu sene de iyi bir başlangıç yapmasını bekliyorum. Değişim var ama çok köklü bir değişim yok. Başakşehir'e de başarılar diliyorum. Olympiakos'la denk bir maç olacağını düşünüyorum. Olympiakos'un tecrübesi var ama Başakşehir de eleme maçlarını birkaç defa oynadı. İnşallah bu sefer geçer. Çünkü bu konuda hep başarısız olduk, genelde elemeye katılan Şampiyonlar Ligi'ndeki takımımız maalesef kaybediyordu. İnşallah bu sefer onlar da katılır ve Galatasaray'la birlikte Şampiyonlar Ligi'nde iki takımımız olur. Beşiktaş da Avrupa Ligi gruplarına direkt katılacak. O da başarılı olacak inşallah, daha rakipleri de belli olacak. Şu anki takımlarımıza baktığımızda Avrupa kupalarında yarışmaya hazırlar. Burada en büyük sorumluluk Galatasaray'a düşüyor, çünkü Şampiyonlar Ligi çok önemli. En üst seviyede bir yarışma yani. Dünya Kupası milli takımlar için neyse, Şampiyonlar Ligi de kulüpler için önemli turnuvalar diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
"ABDULLAH AVCI'NIN BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
Tecrübeli hoca, eski kulübü Beşiktaş'ın yeni hocası Abdullah Avcı'nın yeni kulübünde yabancılık çekmeyeceğini ifade ederek, "Abdullah Avcı ile ligde Beşiktaş'la yarışırken rakip olduk. Ligde son yıllarda çok başarılı bir antrenör, başarılarını kimse inkar edemez. Daha önce İstanbulspor'da kısa süre beraber olduğum bir oyuncuydu. Karakter olarak da Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum. Kulüpteki yöneticileri ve oyuncuları da tanıyor. Dolayısıyla yabancılık çekeceğini düşünmüyorum" şeklinde konuştu.
"ÖDEME SORUNU AZ OLAN TAKIMLARIN DAHA BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
DHA'ya yaptığı açıklamada, kulüplerdeki başarının anahtarının ekonomik dengeler olduğunu vurgulayan Şenol Güneş, "Kulüpte başarı, aslında ekonomik dengeler olacaktır. Bunu yaşadığım için söylüyorum. Bu yeni bir şey değil. Geldiğim ilk gün de bu sorun vardı, bugün de aynı sorun var. Kulüplerin belirli bir bütçesi olur ve ona göre harcarsınız. Avrupa'daki birinci madde; hiçbir oyuncu ve hiçbir hoca anlaşmanın gereğinden çıkamaz. Bizde ise anlaşmaya hiç uyulmaz. Bu düzeltilmeden futbolun özünü konuşamayız. Yaptığımız işte bir yanlışlık var. Bunu yönetici de hoca da personel de herkes biliyor. Bu çözülmeden olmaz. Mesela futbolcularımız Avrupa'ya, Uzak Doğu'ya gidiyor ve oraların hep tarihinde vardır. Hiçbir oyuncunun 'paramı kulüpten alır mıyım, alamaz mıyım' diye düşünmemesi lazım. Oyuncuyla ya da hocayla anlaştıysanız, o ödeme tarihi de bellidir ve o para gider. O yüzden hep duyuyoruz işte 'ödemeler yapılmadı, kriz var' gibi. Bazen dışarıya yansıyor, bazen de yansımıyor ve bu durum takım dengelerini bozuyor. Takım içi dengeyi de bozuyor. Bir kısmına veriliyor, bir kısmına verilmiyor, bir kısmı ihtarname çekip alıyor. Bu huzur kaçırıyor. Hoca eğer yeniyse bir süre dayanıyor. Sonra hocanın da, yöneticinin de, oyuncunun da fonksiyonu kalmıyor. Sapla saman karışıyor. Onun için ekonomik dengelerin yarışı etkileyeceğini düşünüyorum. Ödeme sorunu az olanların daha başarılı olacağını düşünüyorum, ancak kadroları iyiyse tabii. Diyeceksiniz ki ekonomik olarak iyi oyuncuları alıyorlar çünkü paraları var ama paraları öderlerse başarı gelir. Ödemezlerse o kendilerine problem olur" diye konuştu.
"BEŞİKTAŞ ŞAMPİYONLUK YARIŞININ DA DOĞAL ADAYIDIR, İSİMLERİ YETER"
Süper Lig'deki büyük takımların gelecek sezondaki durumları hakkında yorumlar yapan Güneş, şunları kaydetti:
"Ligin heyecanı ve kalitesi için maçları görmek lazım. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'ne hazırlandığı için daha farklı transferler yapıyor. Fenerbahçe eksikleri itibarıyla transferler yapıyor. Beşiktaş da aynı şekilde. Trabzonspor'un da iyi bir kadrosu var. Yusuf'u kaybetmesine rağmen yeni oyuncular aldı. Gördüğüm kadarıyla şampiyonluk yarışında olabileceğini hissettirmek istiyor. Beşiktaş zaten göreve geldiğim ilk gün de söyledim, her büyük takımda olduğu gibi onlar da şampiyonluk yarışının da doğal adayıdır, isimleri yeter. Başakşehir de şampiyonluğu zorlayacaktır."
"TRABZONSPOR'DA 'KENDİM BURADAN GİDEYİM' DEMEDİM, GİTMEK ZORUNDA KALDIM"
Şu an teknik direktörlük kariyerine yeni başlayan bir antrenör olsa, Avrupa'ya giderek kariyerini sürdürmek istediğini belirten Şenol Güneş, "Bu işe yeni başlasam Avrupa'ya gidip başarılı olurum diye düşünüyorum ama işin sonuna geldik. Futbolculuğu da kalecilik dönemimde geç devreye soktum. Genç takımlarda olmadan A Milli Takıma geldim. Aynı şekilde antrenörlük olarak da son dönemlerimde bir çizgi yakaladım. 2002'de Dünya Kupası'ndan sonra gidebilirdim. Ancak çalıştığım ve yaptığım iş itibarıyla hep bir kulüpte kalma imkanım oldu, o da en çok Trabzonspor oldu. Ben Trabzonspor'dan dışarıya pek gitmedim. Gitmek zorunda kaldım. Trabzonspor'dan ayrılışım hep öyle oldu, ben kendim buradan gideyim demedim. Oyuncuyken de ben Trabzonspor'dan ayrılmadım. Antrenörken ayrılmak zorundasınız çünkü tek adamsınız ve başarısız olarak göründüğünüzde sizi istemediklerinde gideceksiniz. Öyle ayrılıklarım oldu. Bir tek yurt dışına Güney Kore'ye gittim. Uzak olmasını istedim çünkü Türkiye'de o günkü koşullar altında kaldığımda hem kendime, hem de bulunduğum ortama zarar vereceğimi düşündüm. Bu yüzden uzağa gittim. Avrupa farklı bir dünya, ona hazırlanmanız lazım. Yeni arkadaşların da ona göre hazırlanmaları gerekir, aynı oyuncular gibi. Eğer onlara hazırlanmazsanız benim gibi geç kalırsınız. Çünkü onlar da sizi alırlarken kendilerine göre hesap yapacak ve belirli bir beklentileri olacak. Yeni bir antrenör çıkarmak istiyorsak ligde çalışan antrenörlerimizin Avrupa'da çalışacak tarzda hazırlanmaları lazım. Bizim zamanımızda şartlar çok kısıtlıydı ve böyle bir hazırlanma imkanımız yoktu. Kendi koşullarımızla büyümeye çalıştık. Bugün ise kendinizi uluslararası olarak hazırlıyorsunuz. Dünya çapında düşünürsek zaten en önemli Avrupa ve orayı düşünmeliler. Orada çalışan antrenör de her yerde çalışabilir" açıklamasında bulundu.
Beşiktaş’ın yeni transferi Pedro Rebocho İstanbul'da
Beşiktaş'ın Fransa'nın Guingamp takımında kadrosuna kattığı yeni transfer Pedro Rebocho, İstanbul'a geldi. Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
İlk kez FANATİK’in duyurduğu Beşiktaş’ın yeni sol beki Rebocho akşam saatlerinde İstanbul’a geldi. Portekiz'in Lizbon kentinden kalkan uçakla saat 22.20'de İstanbul Havalimanı'na ulaşan Pedro Rebocho'yu siyah beyazlı kulübün yetkilileri karşıladı. Fransız ekibi Guingamp'dan satın alma opsiyonlu bir yıllık kiralık olarak kadroya katılan sol bek oyuncusu Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
24 yaşındaki oyuncuyu Marsilya’nın elinden kapmayı başaran Siyah-Beyazlılar’ın, Portekizli futbolcuyu hemen takımla çalışmalara başlatacağı öğrenildi.
Beşiktaş Maçı Canlı İzle, Taraftarium 24 İzle, Justin Tv, Şifresiz Maç İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Fenerbahçe Haberleri

Berke Özer: Güçlü döneceğim

Fenerbahçe’den kiralık olarak Westerlo’nun yolunu tutan Berke Özer, “Kimseye asla bir kırgınlığım olamaz. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu. Bu sene oynamam gerekiyordu. Hem Avrupa’yı tecrübe etmek hem de kendimi geliştirmek için burayı seçtim. Çok daha güçlü döneceğim” dedi.
"Fenerbahçe’nin önce taraftarı, sonrada futbolcusuyum. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu malesef. Bu sezon daha geriye gitmemek için oynayacabileceğim bir takım seçmem gerekiyordu, ben de öyle yaptım. Hem de bana göre en doğru seçimi yaptım. Çünkü Avrupa’da oynamak her zaman hayalimdi. Westerlo’da bu tecrübeyi yaşama fırsatı buldum. Mümkün olduğunca fazla forma şansı bulmak ve Fenerbahçe’ye daha güçlü dönmek istiyorum. İki maçımızı geride bıraktık ve şansı buldum. Fenerbahçe’ye yeni sezon için başarılar diliyorum. Seneye şampiyon bir takıma döneceğimden şüphem yok.”

‘Altınordu sayesinde...’

“Belçika’ya uyum sağlamak hiç de zor olmadı. Aksine çok çabuk adapte oldum. Çünkü dil problemim yok. Altınordu her oyuncusunu Avrupa’yı düşünerek hazırlıyor. Saha içi kadar saha dışı donanımı da kazanmamızı sağlıyor. Buraya gelince dolayısıyla yaptığımız bu çalışmaların deneyimini daha iyi anlıyoruz.”

Ferdi Kadıoğlu göze girdi!

Fenerbahçe'de süre alamadığı için ayrılmak isteyen Ferdi Kadıoğlu, daha sonra oynadığı maçlarda başarılı bir performans sergileyerek teknik ekibin gözüne girdi.
Genç futbolcu, ilk hazırlık maçlarında süre alamamıştı. Bu nedenle sosyal medyadaki Fenerbahçe fotoğraflarını silip, ayrılmak istedi. Audi Cup’la birlikte forma şansı bulmaya başlayan Ferdi Kadıoğlu son olarak Sivasspor karşısında da başarılı bir performans sergiledi. Maça 11’de başlayan 19 yaşındaki oyuncunun ikinci yarının başına oyundan alınması, taraftarın tepkisini çekti.

Victor Moses hayal kırıklığı!

Geçtiğimiz sezona iyi başlayan Victor Moses bu sezon takımla birlikte kampın tamamında yer alsa da beklenen performansı gösteremedi.
Nijeryalı futbolcu, geçtiğimiz sezon ocak ayında geldiği Fenerbahçe’ye güzel bir başlangıç yaptı. Ancak haftalar geçtikçe formu düştü. Victor Moses, kampın tamamında takımla çalışmasına rağmen bir türlü form tutamadı. Sivasspor karşısında 71 dakika sahada kalan 28 yaşındaki futbolcu, Kruse’ye asist yapsa da Fenerbahçe’nin en etkisiz oyuncularından biri oldu.

Alper Potuk sabır taşırdı

Taraftarlar, bir türlü beklentileri karşılayamayan Alper Potuk’un sürekli şans bulması nedeniyle kızgın.
Alper’in Real Madrid maçında kaptan olarak sahaya çıkması, tribünlerde Ersun Yanal arasındaki iplerin gerilmesine neden olmuştu. Kadıköy’deki Cagliari maçında yoğun protestoya maruz kalan 28 yaşındaki oyuncunun Sivas karşısında da oynaması, sosyal medyada eleştiri konusu oldu.

Khedira'nın derdi başka!

Sami Khedira, ilk görüşmede Fenerbahçe’yi reddetti. Tecrübeli orta saha oyuncusu, Juventus’un sözleşmesini feshetmesini istiyor. Bu sayede hem 4 milyon Euro kazanacak hem de Arsenal’e imza atabilecek.
Fenerbahçe, Alman yıldız için Juventus ile temas kurdu. İtalyan ekibi, Khedira konusunda her türlü kolaylığı sağlamaya hazır olduğunu belirtip, oyuncuyla görüşmeye izin verdi. Ancak İtalyan basınına göre 32 yaşındaki futbolcu, gelen tüm teklifleri geri çevirdi. Khedira’nın bu tavrı, Juventus Yönetimi’ni kızdırdı. Tunus asıllı oyuncunun, İtalyan ekibinden tazminatı vererek sözleşmeyi feshetmelerini istediği kaydedildi. Khedira bu sayede bir taşla iki kuş vuracak.

Juventus soğuk bakıyor

Hem Juventus’tan 1 senelik maaşı olan 4 milyon Euro’yu alabilecek. Hem de sadece serbest olan oyuncuların transferine izin verilen Premier Lig’de, Arsenal ile anlaşabilecek. İtalyan devi ise tazminat vermemek adına utbolcusunu gerekirse hiç bonservis almadan başka bir kulübe satmak istiyor. Ancak şimdilik Khedira, talebinde geri adım atacak gibi görünmüyor.
Fenerbahçe Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Galatasaray Haberleri

Feghouli'ye İtalya dönüşü operasyon!

Galatasaray'ın Cezayirli futbolcusu Feghouli, Fiorentina ile oynanan maç sonrasında İstanbul'da böbreklerinden ameliyat oldu.
alatasaray'da Fatih Terim'den sonra bir isim daha ameliyat edildi. Sarı kırmızılıların Cezayirli futbolcusu Sofiane Feghouli, İstanbul'a dönüş sırasında yaşadığı böbrek sancısı sonrasında, takımın sponsor hastanesinde bıçak altına yattı.
Kulübün resmi internet sitesinden Feghouli'nin durumu ile ilgili şu açıklama yapıldı:
Floransa dönüşü uçakta renal kolik (böbrek sancısı) şikayeti olan oyuncumuz Sofiane Feghouli sponsor hastanemiz Liv Hospital Üroloji kliniğinde Prof. Dr. Orhan Tanrıverdi başkanlığında endoskopik üreter taşı çıkarılması ameliyatı geçirmiştir.
Oyuncumuzun sağlık durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Galatasaray Kostas Mitroglou'nun maaşından kurtuluyor!

Galatasaray'ın geçen sezon devre arasında Marsilya'dan 1,5 sezonluğuna kiraladığı ancak bir türlü istenilen seviyeye ulaşamayan Kostas Mitroglou'dan iyi haber geldi.
Özellikle Fransa'dan talipleri olan ayrıca İtalya'dan Lecce ve İspanya'dan da Getafe'nin transferi için uğraştığı 31 yaşındaki Yunan forvet için Nantes bir adım öne geçti.
Galatasaray'la transfer konusunda anlaşan Fransızların, başarılı golcünün maaşının tamamını, yani 2,7 milyon euroyu ödemeyi kabul ettiği öğrenildi.
Böylece Galatasaray'ın maaş yükünde nefes alacağı bir boşluk oluşacak. Bilindiği üzere Mitroglu Marsilya'nın sözleşmeli oyuncusu ancak Galatasaray'la olan kiralık sözleşmesi de 2020 yılı haziran ayına kadar. Dolayısıyla Nantes'ın Sarı Kırmızılılar'ı ikna etmesi gerekiyor. Mitroglou'nun Marsilya'yla olan sözleşmesi ise 2021 yılı haziran ayında bitiyor.
Tecrübeli golcü geçen sezon ocak ayında kadroya katılmış ancak performansı beklentilerin çok ötesinde kalmıştı. 7 lig maçında 1 gol, 1 asistle oynayan oyuncu Akhisar maçında uzatma dakikalarında attığı gol ile takıma galibiyeti getirmiş ve şampiyonluk yolunda önemli katkı sağlamıştı.

Galatasaray'da Fatih Terim ameliyat oldu!

Galatasaray, teknik direktör Fatih Terim'in bel fıtığı ameliyatı olduğunu açıkladı.

Galatasaray'dan yapılan açıklama şu şekilde:

Teknik Direktörümüz Sayın Fatih Terim, bir süredir belinde yaşadığı rahatsızlık nedeniyle takımımızın İstanbul’a varışıyla sponsor hastanemiz Liv Hospital Beyin Cerrahisi kliniğine getirilmiş ve Prof. Dr. Mustafa Kemal Hamamcıoğlu başkanlığında başarılı bir bel fıtığı ve dar kanal ameliyatı geçirmiştir.
Hocamızın durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Bir bomba da orta sahaya: Fred

Falcao’nun ardından artık gözler tamamen ön libero transferine çevrildi. İngiliz basını, Manchester City’nin yıldızı Fred’in kiralık olarak Galatasaray’a transfer olabileceğini yazdı.
3 kupalı şampiyon Galatasaray, Devler Ligi kadrosunun son halkalarını tamamlıyor. Avrupa’nın en iyi golcülerinden Falcao’yu bitiren Sarı Kırmızılılar’da, şimdi sıra orta sahaya geldi. Seri’nin yanına en az onun kadar kaliteli bir transfer yapmayı hedefleyen Cim Bom’un gündeminde önemli isimler bulunuyor. Bunlardan biri de Fred. Manchester United’ın 26 yaşındaki Brezilyalı yıldızı, 2018 yılında Shakhtar Donetsk’ten 59 milyon Euro bonservis bedeliyle İngiltere’nin yolunu tutmuştu. Fakat Fred için Ada macerası pek de iyi geçmiyor.

Seri ile müthiş ikili

The Sun Gazetesi, Galatasaray’ın kiralık olarak Fred’i istediğini ve oyuncunun da Şampiyonlar Ligi faktörü nedeniyle bu teklife soğuk bakmadığını yazdı. Bu transferin gerçekleşmesi halinde Cim Bom, Fred-Seri ikilisiyle rakiplerine karşı iyice psikolojik üstünlük kurmuş olacak.

Emre Mor: Daha iyi oynamalıydık

Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Çok zorlu bir maçı geride bıraktıklarını dile getiren Emre Mor, "Herkesin bildiği gibi çok sıcak. Fakat evet güzel bir maç çıkarttım. Tabii ki daha iyi oynamalıydık. Biz bugün gösterdiğimizden daha iyi bir takımız. Fakat hava çok sıcaktı. Zemin çok zorluydu" dedi.
Galatasaray Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle, Futbol Cafe TV
12 Ağustos 2019 Pazartesi Trabzonspor Haberleri

Niasse'de kıran kırana pazarlık!

Alexander Sörloth’un ardından kadrosunu bir santrforla daha güçlendirmek isteyen Trabzonspor’da en büyük hedef Oumar Niasse...
Everton, Senegalli oyuncu için kapıyı 5 milyon Euro’dan açarken, Fırtına kıran kırana pazarlıklara başladı. 29 yaşındaki oyuncunun transfere sıcak bakması, görüşmelerde Trabzonspor’un elini güçlendiriyor.

Trabzonspor'da bilet çılgınlığı: Vallahi Billahi bilet kalmadı!

Bordo-Mavili taraftarlar, perşembe günü Sparta Prag ile oynanacak rövanş maçında da Akyazı’yı cehenneme çevirecek. 40 bin bilet kısa süre içerisinde tükenirken, Trabzon’da bulunan Passolig gişesine ‘Vallahi de billahi de yok, yemin ederiz biletler bitti” şeklinde yazı asıldı.
Bordo-Mavili taraftarlar sezonu müthiş açacak... Geçen yıl hiçbir maçta Fırtına’yı yalnız bırakmayan, yağmur çamur demeden hem Akyazı’ya hem de deplasmanlara giden Fırtınalı futbolseverler, Trabzon’daki yeni sezonun ilk resmi karşılaşmasında da Medical Park Stadyumu’nu tamamen dolduracak. UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu mücadelesinde perşembe günü 2- 2’nin rövanşında Çek ekibi Sparta Prag ile kozlarını paylaşacak olan Karadeniz ekibinde taraftarlar, stadyumu rakip için adeta bir cehenneme çevirecek. Tam 40 bin kişinin tribünde olacağı karşılaşmada yer yerinden oynayacak, müthiş bir atmosfer oluşturulacak.

‘VIP bile bitti’

Trabzonsporlu futbolseverlerin kritik karşılaşmaya gösterdiği yoğun ilgiden Passolig gişesi de nasibini aldı. Tüm koltukların tükenmesi nedeniyle internet üzerinden bilet alamayan taraftarlar, soluğu Passolig gişesinin önünde aldı. Burada yetkililer de yüzlerce kişiye aynı derdi anlatmaktan bıktı ve cama biletlerin tükendiğine dair bir yazı astı. O yazıda, “Bir tane bile kalmadı, evet 4 saatte bitti. VIP bile bitti, vallahi de billahi de yok, yemin ederiz bitti” ifadeleri yer aldı.

Trabzonspor taraftarları Yusuf Yazıcı'yı ilk maçında yalnız bırakmadı

Trabzonspor'dan Fransa Ligue 1 ekiplerinden Lille'e transfer olan Yusuf Yazıcı'yı Trabzonspor taraftarları ilk maçında yalnız bırakmadı.
Fransa Ligue 1'in ilk haftasında Mehmet Zeki Çelik ve Yusuf Yazıcı'nın formasını giydiği Lille, sahasında Nantes'i konuk ediyor. Mücadeleye Zeki Çelik ilk 11'de çıkarken, Yusuf Yazıcı ise karşılaşmaya yedek kulübesinde başladı.
Lille'nin Nantes'i konuk ettiği karşılaşmada Trabzonspor taraftarları da Yusuf Yazıcı'ya destek olmak için stadyumdaki yerlerini aldı. Lille kulübünün sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Trabzonspor formalı bir grup taraftarın fotoğrafı yer alırken, fotoğrafın altına "Yusuf Yazıcı, tribünlerde hoş bir karşılaşma ile ağırlandı" notu düşüldü.

Oumar Niasse harekatı

Gelecek sezon öncesinde son bir santrfor daha almayı hedefleyen Fırtına, Everton’da istediği şansı bulamayan Oumar Niasse bir kez daha ile görüşecek. Başkan Ağaoğlu ve kurmayları hafta içerisinde resmi temaslara başlayacak.
Geçtiğimiz hafta içerisinde Crystal Palace’den Alexander Sörloth’u kiralık olarak kadrosuna katan Bordo- Mavililer, forvet için yeniden harekete geçiyor...
Daha önce İngiltere Premier Lig ekiplerinden Everton’da forma giyen ancak istediği şansı bulamayan Oumar Niasse için Fırtına resmi temaslara başlayacak. Teknik direktör Ünal Karaman’ın da kadrosunda görmeyi çok istediği Senegalli santrfor için Trabzonspor Yönetimi, bir kez daha düğmeye basacak.

Bonservisini istiyorlar

Ahmet Ağaoğlu ve kurmaylarının önümüzdeki günlerde İngiltere’ye uçması bekleniyor. Karadeniz ekibinin hedefi daha önce ülkemizde Akhisarspor forması giyen 29 yaşındaki futbolcuyu bonservisiyle kadrosuna katmak. Böylece Bordo-Mavililer, Niasse transferiyle hücum hattındaki seçeneklerini en üst seviyeye çekmek istiyor. Geçen sezon 20 maça çıkan Niasse, gol sevinci yaşayamamıştı.

Fırtına’dan müthiş seri

Karadeniz ekibi, 26 Şubat’ta Türkiye Kupası çeyrek finalinde Ümraniyespor’a boyun eğdi. Bordo-Mavililer, bu tarihten beri yenilgi yüzü görmedi.
2018-19 sezonunda ligde oynadığı son 11 maçında 8 galibiyet ve 3 beraberlik alan Trabzonspor, daha sonra yeni sezon hazırlıkları kapsamında Avusturya’da oynanan 4 hazırlık maçından da beraberlikle ayrıldı. Fırtına, son olarak Avrupa Ligi Eleme maçında Sparta Prag ile 2-2 berabere kaldı ve yenilmezlik serisini 16 maça çıkardı.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe Tv, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2018.11.28 23:39 akunal reply

Tevbe 5: Bu ayetten şikayetiniz herhalde müşrikleri nerede bulursanız öldürün demesi. Bütün müşrikleri kastetseydi hak verirdim ama önceki ayetlere bakarsak sadece yapılan anlaşmaları bozan müşrikleri kapsadığını anlayabiliriz.
1: Allah ve Resûlünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere kesin bir uyarıdır.
2: (Ey anlaşmalarında durmayan müşrikler!) İşte size fırsat! Bu günden itibaren yeryüzünde dört ay süreyle istediğiniz gibi dolaşıp elinizden gelen her türlü hazırlığı yapın; fakat bilin ki, hiçbir şekilde Allah’a karşı koyamaz ve O’nun kudretinden kaçıp kurtulamazsınız. Hiç şüphesiz Allah, kâfirleri rüsvay edecektir.
3: Ve, Büyük Hac gününde Allah ve Rasûlü’nden insanlara bir duyurudur bu: Muhakkak ki, Allah’ın ve aynı zamanda O’nun Rasûlü’nün (anlaşmalarında durmayan) o müşriklerle hiçbir alâkası kalmamıştır. Fakat (ey müşrikler), eğer tevbe eder de mevcut tutumunuzdan vazgeçerseniz, bu elbette hakkınızda hayırlı olandır. Yok, yine yüz çevirmeye devam edecek olursanız, şunu iyi bilin ki, asla Allah’a karşı koyabilecek, O’ nun kudretinden kaçıp kurtulabilecek değilsiniz. (Ey Rasûlüm!) Küfürde ısrar edenleri pek acı bir azapla müjdele!
4: Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
5: Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Maide 51: Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.
Bu konuda Said Nursi’nin açıklamasını kullanacağım.
“Âyette geçen "Yahudi" ve "Hıristiyan" kelimeleri türevdir. Bu kelimelerin kaynağı ise “Yahudilik” ve "Hıristiyanlık"tır. Âyetteki hüküm türev üzerine bina edildiği için kâide gereğince Yahudi ve Hıristiyanlar, dinleri için, dinlerini yansıttıkları için sevilmez. Yahudilik ve Hıristiyanlık açısından onlarla dostluk kurmak ve onları sevmek haramdır. Öyleyse mühendislik, mucitlik, doktorluk, güzellik, yöneticilik gibi dinlerine ait olmayan diğer güzel ve meşru nitelikleri sevilebilir ve bu yönleriyle onlarla dostluk kurulabilir. Çünkü bu nitelikleri âyetin yasak kapsamı dışında kalır. Şayet âyet-i kerime şöyle buyursaydı, dostluk ve muhabbet onların bütün niteliklerini kapsardı: "Yahudi ve Hıristiyanların kendilerini dost edinmeyin!" Çünkü o zaman, dinlerine ait olsun veya olmasın, kendileriyle her bakımdan dostluk ve muhabbet yasak olmuş olurdu.”
Ayrıca islam tarihi boyunca Müslümanların Gayrimüslimler ile barış içinde yaşadığı bilinen bir gerçek.
Ahzab 37: Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.
38 : Peygambere Allah'ın takdir ettiği, mübah kıldığı şeyde bir darlık yoktur. Bundan önce geçen bütün peygamberler hakkında Allah'ın sünneti böyledir. Allah'ın emri ise biçilmiş bir kaderdir.
Bu ayetin inişi ve Hz. Muhammed’in Zeynep ile evliliğinin nedeni Araplarda cahiliye döneminden kalan bir törenin kaldırılmak istenmesidir. Töre gereği bir insan evlatlığının eşi ile evlenemezdi.
Olayın geçmişine baktığımızda Hz. Muhammed azad edilmiş bir köle olan evlatlığı Zeyd’i halasının kızı olan Zeynep ile toplumsal tabakaları yıkmak için evlendirmiştir. Ancak aradaki farktan dolayı evlilik yürümemiştir ve Zeyd Hz. Muhammed’e gelip boşanmak istediğini söylemiştir. Hz Muhammed ise “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyerek reddetmiştir ancak sonuç olarak Zeyd eşini boşamıştır. Gelen ayet üzerine de Hz. Muhamed Zeynep ile evlenmiştir ki cahiliye devrinden kalan adetin geçersizliği ispatlansın.
Hz. Muhammed'in Zeynep'in güzelliğinden etkilenip onu Zeyd'den boşayıp kendisine eş olarak alması tarzı asılsız iddialar var. Zeynep Hz. Muhammed'in zaten halasının kızıdır, isteseydi zamanında pekala kendine alabilirdi. Zaten Zeyd ile Zeynep'i tabuları yıkmak için kendisi evlendirmiştir.
Nisa 144:
139: Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve şeref Allah'a aittir.
140: Allah size Kitab (Kur'an)da: "Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, o kâfirlerle oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirdi. Muhakkak ki Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
141: Onlar sizi gözetleyip dururlar. Eğer Allah tarafından size bir zafer nasip olursa: "Biz sizinle beraber değil miydik?" derler. Şayet kâfirlerin zaferden bir payı olursa: (Bu defa da onlara): "Size üstünlük sağlayarak sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah, kıyamet gününde aranızda hükmünü verecektir. Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.
142: Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlar.
143: Münafıklar, küfür ile iman arasında bocalamaktadırlar. Ne bu müminlere bağlanırlar, ne de şu kâfirlere. Allah kimi doğru yoldan saptırırsa, sen artık ona kurtuluş yolu bulamazsın.
144: Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
Bu ayeti "körle yatan şaşı kalkar"a benzetebiliriz. Kafirler gibi olmamak için onlarla dost olmamanın nesi yanlış?
Maide 33:
27: Onlara Âdem'in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine):" Seni öldüreceğim" demişti. Diğeri ise şöyle demişti: "Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder".
28: "Allah'a yemin ederim ki, sen beni öldürmek için bana el uzatsan da, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim, ben âlemlerin Rabb'i olan Allah'tan korkarım.
29: "Ben isterim ki sen, benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur".
30: Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi kendisini, kardeşini öldürmeye teşvik etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu.
31: Derken Allah bir karga gönderdi, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeliyordu. "Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben?" dedi ve pişman olanlardan oldu.
32: Bunun içindir ki, İsrâiloğulları'na: "Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur" hükmünü yazdık (farz kıldık). Şüphesiz ki onlara peygamberlerimiz açık delillerle geldiler. Yine de bundan sonra onların birçoğu yeryüzünde aşırı gitmektedirler.
33: Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır.
34: Ancak kendilerini yakalamanızdan önce tevbe edenler başka. Bilin ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
Allaha ve Resulüne karşı savaşıp fesat çıkaranlara neden ceza verilmesin? Zaten sonraki ayette tevbe edenleri cezadan hariç tutuyor. Bunların dışında 32. Ayeti es geçerek İslam öldürmeyi emrediyor demek çok da mantıklı olmaz.
Ali Imran 28:
28: Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri (işlerine vekil, müsteşar, başlarında idareci ve küfürleri sebebiyle) dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa (bilsin ki o), kaynağı Allah olan bir yol, bir sistem üzerinde değildir ve Allah’tan göreceği bir yardım ve sahiplenme de yoktur; ancak (hakim konumda bulunan) o kâfirlerden (dininize, toplumunuza, mukaddeslerinize ve canınıza gelecek önemli bir tehlikeden) bir şekilde korunmanız hali müstesna. Her halükârda Allah, sizi Kendisi’ne karşı gelmekten sakındırır. Ancak Allah’adır nihaî varış.
29: De ki, göğüslerinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini bilir. Hiç şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.
Ayette müminlerin diğer müminleri bırakıp da İslam’a düşmanlığı apaçık olan kafirlerin emri altına girmelerinin, işlerini onlara bırakmalarının ve küfür noktasında onlarla dostluk kurmalarının, müminleri Allah’ın yolundan uzaklaştıracağını belirtmiş. Nisa 144 ile benzer bir ayet.
Nahl 75:
73: Ve (kendileri dahil herhangi bir varlığı) rızıklandırma adına göklerden ve yerden hiçbir şeyin mülkiyetine sahip bulunmayan, esasen böyle bir şeyi yapabilecek güçte de olmayan birtakım varlıklara mı ibadet ediyorlar?
74: Artık birtakım benzetmelerde bulunarak, temsiller, misaller getirerek Allah’a benzerler icat etmeyin. (Kendisini, Kendisi hakkındaki gerçeği ve başka her bir varlığın gerçek mahiyetini tam olarak ancak) Allah bilir, siz bilmezsiniz.
75: Allah, (Kendisine kul olup başka her türlü kulluktan kurtulan gerçek hürlerle, Kendisine kulluğu bırakıp pek çok ma’budlar edinen ve böylece köle gibi hürriyetlerini teslim edenler arasındaki farkı açıklamak için) bir misal veriyor: Bir yanda, bir şahsın kölesi olup kendine ait bir yetkisi ve herhangi bir şey üzerinde tasarruf hakkı bulunmayan âciz bir adam; diğer yanda, tarafımızdan kendisine güzel ve bol rızık verdiğimiz ve bundan gizli açık infak eden (hür) bir adam: bu ikisi hiç bir olur mu? Bütün hamd, (insanları hür yaratan, hürriyetlerini korumak için kendilerine Din gönderen, bütün kâinatın hakimi ve mülkün yegâne sahibi) Allah içindir. Ne var ki, insanların çoğu bunu bilmezler (de, pek çok ma’bud edinip, onlara kölelikte bulunur ve dalkavukluk ederler).
Yetmiş beşinci ayetteki köle kavramı normal köle manasında olmayıp Allah’tan başkasına kul olan müşriklere ve dalkavuklara yapılan bir benzetmedir. Günümüzdeki bazı şeyhlerin müritleri veya reisin etrafındakiler gibi.
Nisa 34:
32: (Dünyada geçimlikler farklı farklıdır. Erkek veya kadın olmak da elinizde değildir. Dolayısıyla,) Allah’ın bazınıza bazınızdan daha fazla verdiği (makam, servet, fizikî cazibe gibi) dünyalıklar hususunda, (“Keşke bizim de olsaydı!”) şeklinde temennide bulunmayın ve (aranızda kıskançlığa düşmeyin; Allah’ın yaptığı paylaştırmaya da itiraz etmeyin). Erkekler için çalışıp kazandıklarından bir pay (ve işledikleri amellerden dolayı sevap veya günah) olduğu gibi, kadınlar için de çalışıp kazandıklarından bir pay (ve işledikleri amellerden dolayı sevap veya günah) vardır. (Bununla birlikte, mevcutla yetinmeyin; meşrû dairede ve Allah rızası istikametinde olmak kaydıyla, gayretinizi ve hedefinizi büyük tutup, çalışarak ve dua ile) Allah’ın lütf u kereminden isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilir ve her yaptığını bilerek yapar.
33: Annebaba ve diğer yakın akrabanın ölümlerinden sonra bırakacakları terike için vârisler belirledik. (Bu vârislerin terikede kendilerine verilmesi gereken belli hakları olduğu gibi,) yeminlerinizle aranızda mukavele akdettiğiniz kişilerin de haklarını verin. Şüphesiz Allah, her şeye (ve bu arada, yaptığınız her işe ve her anlaşmaya) hakkıyla şahittir.
34: (Sahip kılındıkları birtakım sıfatlar ve yüklendikleri vazife ve sorumluluk açısından erkeklik vasfına tam sahip bulunan) erkekler, kadınlar üzerinde koruyucu ve yöneticidirler. Bu, (yöneticilik ve koruyuculuk noktasında) Allah’ın bazı insanları bazılarından, (bu arada genellikle erkekleri de kadınlardan) daha kapasiteli yaratmasından ve bir de erkeklerin (mehir verme ve evin bütün masraflarını yüklenme gibi) mâlî sorumluluklarından dolayıdır. Gerçekten iyi kadınlar, Allah’a karşı itaatkâr, (meşrû çerçevede ve günahta olmamak kaydıyla) kocalarının hukukuna da riayet eden ve Allah nasıl gizli ve mahrem kalması gereken hususları koruyor ve onların açılmasına müsaade etmiyor ise, aynı şekilde (namuslarını, aile sırlarını, ailenin mal, şeref ve haysiyetini ve kocalarının hukukunu) bilhassa kimsenin görmeyeceği yerlerde ve kocalarının yokluğunda koruyan kadınlardır. Dikbaşlılığından yıldığınız kadınlara gelince: önce onlara öğüt verin; ıslah olmazlarsa, onları yatakta yalnız bırakın ve yine yola gelmezlerse (hafifçe) dövün. Eğer (Allah hakkı, aile fertlerinin eğitimi ve yetiştirilmesi başta olmak üzere, kendinize de ait meşrû isteklerinizde) size itaat ederlerse, onlara yüklenmek için bir sebep ve mazeret aramayın. Unutmayın ki Allah, mutlak yücedir aşkındır, mutlak büyüktür.
“Yine, kadın-erkek münasebetleri ve aile hukuku açısından bu çok önemli âyet, özetle şu gerçeklere parmak basmaktadır:
• Allah (c.c.), insanları bir ve her bakımdan birbirlerinin aynısı yaratmamış, hayatın gereği, meselâ toplumda iş bölümü ve meslek seçiminin esası olarak, herkese başkalarına göre bir noktada üstünlük vermiştir. Bunun gibi, her kadın ve erkek için aynı şekilde ve derecede olmamakla birlikte, genellikle bazı hususlarda kadınları erkeklerden daha üstün yarattığı gibi, bazı konularda ve bu arada idarecilik ve koruyuculuk hususunda da erkeklere kadınlar üzerinde bir mevki tanımıştır.
• Allah, kadınlara göre daha güçlü yarattığı, kendilerine daha üstün idare kabiliyet ve kapasitesi verdiği, bir de ailenin mâlî sorumluluğunu üzerlerine yüklediği için erkeği evde reis kılmıştır. Fakat bu reislik, mutlak bir hakimiyet değil, “Bir topluluğun efendisi, idarecisi, ona hizmet edendir.” hadis-i şerifinde ifade buyurulduğu üzere, hizmetini görme, bakım ve görünümünü yapma, sahip çıkma, koruma ve evin dirlik ve düzenliğini sağlama görev ve fonksiyonudur. Tabiî, “nimet ölçüsünde sorumluluk veya sorumluluk ölçüsünde nimet” kaidesince, bu görev ve fonksiyonu yerine getirmede, her idarecinin emretme ve itaat isteme yetkisi olacaktır.
• Aile fertlerinin terbiyesi, bilhassa bir âyet-I kerimede buyurulduğu üzere (Tahrîm Sûresi/66: 6), âhiretlerini kurtaracak şekilde dinî yönden yetiştirilmesi ve evin idaresi, dirlik ve düzeni öncelikle erkeğe ait ağır bir vazife ve sorumluluk olduğu için, erkek bunu yerine getirmede bir eğitimci gibi davranmak durumundadır. Kur’ân, kadınlarla ilgili olarak bu konuda erkeğe önce tavsiye, sonra yatakta ondan ayrı durma ve bu da işe yaramazsa hafifçe dövme şeklinde kademeli bir eğitim yolu göstermektedir. Son derece önemli olan bu husus, ne yazık ki bazı sözde kadın hakları savunucularınca tenkit edilmektedir. Halbuki bunun eğitim gayeli olduğu açıktır. İkinci olarak, dövülecek olan kadın değil, dikbaşlılık yapan, evde kendine düşen vazifeyi yerine getirmeyen, ahlâk ve maneviyatına önem vermeyip kendine zulmeden varlıktır. Üçüncü olarak, dövmenin derecesi hadis-i şeriflerle ortaya konmuş, yüze vurma yasaklanmış (Ebû Davud, “Nikâh”, 42), bunun bir son çare olduğu önemle vurgulanmış ve erkekler, bundan mümkün olduğunca sakındırılmıştır. Nitekim, âyette de hemen arkadan gelen ikaz bu yöndedir."
Bakara 223:
Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir, (onlara temiz tohum bırakır ve hasılat olarak nesil elde edersiniz;) o halde ekinliğinize dilediğiniz zamanda dilediğiniz biçimde varınız ve kendiniz için (ileriye dönük, geliri hiç tükenmeyecek hasılat) göndermeye çalışınız. (Her hususta olduğu gibi, kadınlarla münasebetinizde ve nesil yetiştirme konusunda da) Allah’a isyandan, O’nun koyduğu hükümlere riayetsizlikten sakınınız. Bilin ki, mutlaka O’nun huzuruna çıkacaksınız. (O’nun huzurunda görecekleri muameleden dolayı) mü’minleri müjdele.
“Âyet-i kerime, çok özlü ifadelerle, kadın-erkek beşerî münasebetlerdeki asıl maksadın şehveti tatmin değil, tenasül, yani çoğalma ve hayırlı nesiller yetiştirme olduğunu ihtar etmektedir. Şehveti tatmin, böyle bir netice için verilmiş, o neticeye götürücü, onu kolaylaştırıcı, nesil yetiştirmedeki zorluklara katlanılmasını sağlayan, hattâ onu zevkli bir meşgale haline getiren bir avanstır. Evlilikte, bunun yanısıra, daha başka âyetlerde ifade buyurulduğu üzere, eşlerin bilhassa günahlara karşı birbirlerine örtü olmaları, birbirlerini (mânen) güzelleştirmeleri, dertlerini ve sevinçlerini paylaşarak, kalbden kalbe sevgi ve saygı bağıyla birbirlerine hayat arkadaşlığı yapmaları gibi daha pek çok fayda ve hikmetler de vardır. Bu bakımdan, evlilikte en önemli unsur, bir önceki âyette geçtiği ve bir hadis-i şerifte de buyurulduğu üzere, eşlerin dindar olması, bunun yanısıra, bilhassa geçimde eşlerin birbirlerini aşağılamamaları, karşılıklı saygı ve anlaşma adına önemli bir faktör olarak, yine hadis-i şerifin parmak bastığı üzere, küfüv, yani (en azından kültür, bilgi, anlayış gibi hususlarda) belli ölçülerde de olsa denkliktir.”
Yapılan tarla benzetmesi bazıları tarafından kadına hakaret sanılıyor ama ‘tarla’ kelimesinde ne gibi bir sıkıntı var? Gayet de yerinde bir benzetme, eğer tarlana ve tohumuna düzgün bakarsan verimli mahsul elde edersin.
https://www.youtube.com/watch?v=iICeKNiDhVo
Nisa 3:
2: Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helâli haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.
3: Himayenizdeki yetim kızlarla evlendiğinizde eğer haklarını gerektiği ölçüde gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bu takdirde, size helâl olup da arzu ettiğiniz başka kadınlardan iki, üç veya dört tanesiyle evlenebilirsiniz. Eğer, birden fazla hanımınız olur da aralarında (nafakalarını temin ve birlikte geceleme gibi, hukuki açıdan) adalet yapamamaktan korkarsanız, bu durumda bir tanesiyle veya elinizin altında bulunan cariyelerle yetinin. Böyle davranmanız, zulme ve haksızlığa meyletmemeniz için daha uygun, daha elverişlidir.
http://www.sonsuzlukkulesi.com/kuranda-cok-eslilik-cariye-kavrami/
“Bazıları bilgi noksanlığından, bazıları da kasıtlı olarak, İslâm’ı 4’e kadar kadınla evlenmeye müsaade ettiği için eleştirmektedir. Oysa bu eleştiriler, pek çok açıdan haksızdır. Şöyle ki:
• Birden fazla kadınla evlenme (çok eşlilik), bütün tarih boyu hemen hemen bütün insan topluluklarında görülen bir uygulamadır. Ahd-i Atik, onu yasaklamak şöyle dursun, Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın çok sayıda hanımları olduğundan bahseder (Samuel 2, 5: 13) İncil'de ise çok evliliği yasaklayan hiçbir ifade yoktur. Peder Eugene Hillman, Polygamy Reconsidered (Çok Eşliliği Yeniden Değerlendirme) adlı eserinde, “Yeni Ahid’in hiçbir yerinde tek evliliği emreden veya çok evliliği yasaklayan herhangi bir ifade yoktur” der. Kaldı ki, kendi zamanında Yahudi toplumunda çok evlilik uygulandığı halde, Hz. İsa buna ses çıkarmamıştır. Roma Kilisesi’nin çok evliliği yasaklaması, Kitab-ı Mukaddes’e dayalı bir yasaklama değil, tek kadınla evlenmeyi öngören, fakat metres ve fuhşa tolerans gösteren Greko-Romen geleneğine dayalı bir yasaklamadır. Kitab-ı Mukaddes, çok eşliliğe sınır getirmezken, Kur’ân bu uygulamayı 4’le sınırlandırmış, bunu emretmemiş, hattâ tavsiye etmemiş, sadece eşler arasında adaleti gözetme şartını da getirerek, bir izin, bir ruhsat olarak vazetmiştir.
• Her zaman için çok kadınla evlenmenin bilhassa gerekli olduğu şartlar, yerler ve dönemler vardır. İslâm, her şart, her dönem ve her yerde geçerli evrensel bir din olduğu için, böylesi şartların, yerlerin ve dönemlerin gerekliliklerini de göz ardı edemez. Meselâ, savaş zamanlarında kadın nüfus erkek nüfusu daima aşar. Amerika’nın Batılılar tarafından keşfinden sonra, Kızılderili toplumlarda erkek nüfus sürekli azalmış ve kadının çok itibarlı bir yere sahip olduğu bu topluluklarda bu problem, çok eşlilikle çözülmeye çalışılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonunda Almanya’da evlenme ve çocuk sahibi olma çağındaki kadın nüfus, erkek nüfustan 7.300.000 fazla olup, bunların 3.300.000’i dul idi. Bilhassa savaş sonrası şartların ağırlığı altında ezilen kadınlar için en geçerli yol, bir erkeğin bakım ve koruması altına girmekti. Evet, bu şartlarda kadınlar, ya Kızılderili toplumlarıııda olduğu gibi ikinci veya üçüncü eş olarak nikâhlanacak veya İkinci Dünya Savaşı sonrası modern Batı’da görüldüğü üzere, özellikle galip kuvvetleri tatmin eden birer metres veya fahişe olmaya itilecekti.
• Sadece savaş şartlarında değil, normal durumlarda da kadın nüfusun erkek nüfusu aştığı dönemler olur. Meselâ, bugün ABD’de evlilik ve çocuk sahibi olma çağındaki kadın nüfus, erkek nüfustan 8-10 milyon daha fazladır (Hillman, 88-93). Bu durumda, bekâr kalma, kadınları öldürme, her türlü gayr-ı meşrû münasebeti serbest bırakma veya çok evliliğe müsaade etme dışında herhangi bir çözüm yolu yok ise, bunlardan hangisini tercih etmek daha İnsanî ve kadının şerefine yakışan bir yoldur? 1987 yılında Berkeley Kaliforniya Üniversitesi’nde bir öğrenci gazetesinin yaptığı ankete katılan öğrencilerin hemen hepsi, “Evlenme çağındaki erkek nüfusun az olduğu şartlarda, erkeklerin birden fazla kadınla evlenmesi kanunen meşru olmalı mı?” sorusuna “Evet” cevabı vermiştir. (J. Lung, Struggling to Surrender, 172)
• Bugün modern toplumlarda görülen bazı problemlerin çözümü yine çok eşlilikte yatmaktadır. Roma Katolikliği’ne bağlı Amerikalı bir antropolog olan Philip Kilbride, Plural Marriage For Our Time (Günümüzde Çok Eşlilik) adlı eserinde, çok kadınla evlenmeyi Amerikan toplumundaki bazı hastalıkların çözüm yolu olarak sunar. Ona göre, çok kadınla evlilik, çocukların çok menfî olarak etkilendiği boşanma hadiselerinin yol açtığı olumsuzluklara alternatif bir çözüm olabilir. (Kilbride, 118)
• Meselenin psikolojik boyutları da vardır. Meselâ Müslüman, Hıristiyan veya bir başka dinden yeni evlenmiş pek çok Afrikalı hanım, kendisini iyi bir koca olarak ispatlamış bir erkeğe ikinci eş olarak gitmeyi tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Aynı şekilde pek çok kadın, gerek yalnızlıktan kurtulmak, gerekse işbirliği yapmak için evde ikinci, üçüncü bir eşi kabul etmektedir. (Hillman, 92-97) Meselâ, Nijerya’da 15-59 yaş arası kadınlar arasında yapılan bir ankete katıklıların % 60’ı çok eşliliği tasvip ederken, kırsal Kenya’da yapılan bir ankete katılan 27 kadından 25’i, bir erkeğin tek hanımı olmaktansa, birkaç hanımından biri olmayı tercih ettiğini belirtmiştir. (Kilbride, 108-109)
• Burada ilave edilmelidir ki, günümüz İslâm toplumlarıııda çok büyük oranda yaygın olan, tek kadınla evliliktir. Bu toplumlarda çok ka¬ dınla evlilik vakası, Batı toplumlarıııda evlilik dışı ilişkilerden çok daha az sayıdadır. Ünlü Amerikalı Hıristiyan vaiz Billy Graham, şöyle yazıyor: “Günümüzde Hıristiyanlığın çok evlilik konusunda uzlaşmaya gitmemesi, aleyhine bir durumdur. İslâm, birtakım sosyal hastalıklara karşı sınırları ve çerçevesi çizilmiş bir çare olarak çok evliliğe izin vermiştir. Hıristiyan ülkeler, tek kadınla evlilik şovu yapıyorlar ama, uygulamada hepsinde çok eşlilik var. Bugün kimse, Batı toplumlarıııda metreslerin oynadığı rolü bilmiyor. Bu noktada İslâm, temelden iffet, namus ve İnsanî fazileti koruyan bir dindir. Toplumun ahlâkî bütünlüğünü muhafaza etmek için çok kadınla evliliğe izin vermekle birlikte, her türlü gayr-ı meşrû ilişkiye de kapıları kapamaktadır.” (Abdürrahman Doi, Womarı in Shari ‘ah , 76)
• Bütün bunlardan sonra, hepsinden önemli olan şu husus bilhassa belirtilmelidir: “Tabiat”ta bitkiler ve hayvanlar dünyasında da görüldüğü üzere, evlilikten asıl maksat üremedir, çoğalmadır. Evlilik ilişkisinin verdiği lezzet, üremenin gerçekleşmesi adına bir avanstır. Bir kadın, ayın belli günlerinde ve genel olarak 50 yaşından sonra üremeye hizmet etmez. Buna karşılık erkek, ortalama 70 yaşma kadar, hattâ daha da öteye ve yılın her gününde üreme adına müsaittir. Şu halde, evliliği tek kadınla sınırlama, onu asıl maksadına hizmetten alıkoyma demektir. Kaldı ki, yukarıda belirtildiği üzere İslâm, çok kadınla evlenmeyi emretmez, fakat yasaklamaz da. Onu bir izin, bir ruhsat olarak kabul eder ve evliliğin sebep olduğu, ailenin geçimi ve miras gibi konularda hukukî düzenlemeler getirmiş bulunmasının yanısıra, bu ruhsatı uygulamada manevî-ahlâkî kaideler de koymuştur (Şerif Muhammed’den özetle).
Köle-cariye meselesini değerlendirirken, aşağıdaki noktalar göz önüne alınmalıdır:
• İslâm, her şeyden önce, kölelik ve/veya cariyeliği getiren bir din olmayıp, kendisini bu uygulamanın uluslararası çapta ve en acımasız şartlarda sürdüğü bir ortamda bulmuştur. Yine her şeyden önce mesele, bir savaş hali ve savaş esirlerine nasıl muamele edileceği meselesidir. Kölelik, hattâ değişik ad ve usullerde cariyelik dünya toplumlarıııda daha düne kadar görülürken, İslâm, 14 asır öncesinden bu meseleye neşter atmıştır. Tarih içindeki Müslüman toplumlarda görülen ve tasvibi mümkün olmayan bazı uygulamalardan sorumlu olan İslâm değil, kendilerini İslâm’a nisbet eden insanlardır.
• Modern dünyada uluslararası hukukun tarihi birkaç asır öncesine gitmezken, İslâm, gerek savaş gerekse esirlere muamele ve daha başka uluslararası hukuk alanına giren meselelerde kaideler ve yasalar koymuş, öyle ki, 12 asır önce İmam Muhammed eş-Şeybanî, bu sahada Es-Siyeru'l Kebîr adlı eserini kaleme almıştır.
• İslâm, esir edilmiş kadınların da öldürülmesini yasaklarken, onları Müslüman aileler arasında dağıtmış, eğitilmeleri ve kendileriyle evlenme veya başkalarıyla evlendirilmeleri üzerinde hassasiyetle dumıuş ve evlenip de veya efendilerinden çocuk sahibi olanlara hür kadın statüsü tanımıştır. Ayrıca, hürriyetlerine kavuşturulmalarını şiddetle tavsiye etmiş, o kadar ki, Din’i uygulamada yapılan pek çok hatanın karşısına kefaret, yani o hatayı giderici ceza olarak köle veya cariye azad etmeyi koymuş, bunun büyük sevap getiren bir davranış olduğunu beyan buyurmuştur.
• İslâm, kadın olsun erkek olsun hiçbir ayrım yapmadan insana çok büyük değer ve şeref bahşetmiştir. Bu sebeple o, kadınları değerlendirirken, eğitimi, şahsiyeti ve karakteriyle gerçek İnsanî mertebeye yükselmiş kadınları muhsan(a) (korunmuş) kadınlar olarak ele almıştır. Manevî-ahlâkî, dolayısıyla gerçek İnsanî değerlerden yoksun ve kendisini tamamen fizikî bir nesne olarak gören ve takdim eden bir kadın, muhsan(a) bir kadın değildir. İslâm, her insanın, her kadının kâmil insan olmasını hedeflerken, bu seviyeye ulaşmaya öncelikle bir eğitim meselesi olarak bakmış ve bu eğitimin her kademesi içiıı ayrı kaideler koymuştur. Kısaca, kölelik-cariyelik konusunun eğitime ait ve psikolojik bir yönü de vardır.
• İslâm, hukuk alanında, hakim olduğu toplumdaki eski ve kendisine ters düşmeyen yasaları yerinde bırakır; bu yasalardaki yanlışlıkları tashih eder veya yeni yasalar koyar ve bütün bunları yaparken tedricî bir yol takip eder. O kadar ki, bazı kötülüklerin giderilmesi ve güzelliklerin yerleştirilmesi uzun bir zaman, eğer mesele bir toplumun değil, bütün toplumlarm meselesi, yani uluslarası bir mesele ise asırlar alabilir. İşte İslâm, kölelik ve/veya cariyelik meselesinin kökten çözümünü, meselenin bilhassa uluslararası hukuka ve münasebetlere ait yönü olması itibariyle, zamana ve insanlığın olgunlaşmasına bırakmıştır. “
Talak 4:
Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise, doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
https://youtu.be/pBsTb04SpKg?t=42
Enfal 1:
(Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.”
Ganimetlerin taksimiyle ilgili bir surenin giriş kısmı, ayrıca mü’minlere ganimet için savaşılamayacağını asıl önemli olanın Allah’ın rızasının olduğu anlatılır. Buradan bütün malın Peygambere ait olduğu anlamı çıkarılamaz çünkü aşağıda vereceğim diğer ayetlerde zaten nasıl bir taksim yapılacağı açıklanmıştır.
Allah’ın savaşsız olarak onlardan alıp da Rasûlü’ne ganimet olarak bahşettiği mallara gelince –ki, siz o mallar için at da deve de koşturmadınız, fakat Allah, kimleri dilerse, onlar üzerinde rasûllerine hakimiyet verir. Allah, her şeye hakkıyla güç yetirendir. Allah’ın, fethedilen ülkelerin halklarına ait bulunup da savaşsız olarak Rasûlü’ne bahşettiği mallar, (beşte biri) Allah(’a ait olmak üzere Rasûl’ü) için, ayrıca Rasûl için, O’nun yakınları için, yetimler için, yoksullar için ve yolda kalmışlar içindir. Ki o mallar, içinizdeki zenginler arasında devredip duran bir servet haline gelmesin. Rasûl (o mallardan size ne verirse) onu hoşnutlukla alın (ve İslâmî bir hüküm olarak) size neyi getirip tebliğ ederse, onu kabul edin ve sizi neden men ederse ondan da geri durun. Allah’a gönülden saygı besleyin ve O’na karşı gelmekten sakının. Muhakkak ki Allah, cezalandırması çok çetin olandır. (Bu ganimet malları, ayrıca) o fakir Muhacirlere aittir ki, onlar yurtlarından çıkarılmış, mallarından mahrum bırakılmışlardır; onlar, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk peşindedirler ve Allah’ın dinine ve Rasûlü’ne yardım etmektedirler. Onlar, (imanlarında ve üzerlerine düşen vazifeleri yerine getirmede) gerçekten samimi ve sadıktırlar.
Enbiya 33:
O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.
“Yüzmektedirler” ifadesinden boşluğun aslında dolu olduğu çıkarılır. Elimizdeki bilgilere göre tabii ki de uzayda maddesel bir ortam yoktur, ancak orada mutlaka bir şeyler olduğuna ve ileriki tarihlerde keşfedileceğine inanıyorum.
Kainatın sudan yaratıldığına dair bir okuma parçası: http://www.yaklasansaat.com/evren/buyuk_patlama/buyuk_patlama.asp
Evrim:
Bir maymunun sonsuz zaman içerisinde rastgele tuşlara basarak günümüzdeki -insan hariç- her yönüyle hatasız işleyen dünyayı yaratmasına, hiç de inanasım gelmiyor. Ki insanın cüz-i iradesine bırakılmış eylemleri haricinde o bile kusursuz çalışıyor.
Yoktan koca bir evrenin oluştuğuna; yıldızların ve gezegenlerin kendi başlarına mükemmel bir şekilde hizaya girip yörüngelerine oturduklarına inanamıyorum. Cansız bir ortamdan nükleik asitlerin oluştuğuna, nükleik asitlerden bakterilerin, bakterilerden de günümüzdeki canlıların oluştuğuna da inanamıyorum.
Adem ve Havva'nin cocuklarinin ensest iliskileri aciklamasi daha mantıklı geliyor.
İŞTE 2 DAKİKADA EVRİMİ ÇÜRÜTEN O VİDEO!! , şaka şaka ama şu makaleyi okumanı tavsiye ederim:
http://www.yaklasansaat.com/dunyamiz/canlilaevrim.asp
Fen lisesi ile de ispatlanamayan bir görüşü nasıl bağdaştırdığını anlamıyorum.
Kuran’ın çok anlamlı olması:
Bence belirsiz, yoruma açık demek doğru olmaz ancak çok anlamlıdır. Çünkü Kuran’da x hem doğrudur yem yanlıştır gibi bir şey ancak ayetin doğru yorumlanmaması ile ortaya çıkar. Kuran’ın gerek evrensel olması gerek de kendinden sonraki herkese hitap etmesinden dolayı ve de Allah’ın bir varlığı sadece tek bir sebeple yaratmamasından ötürü ayetlerde çok anlamlılık vardır. Mesela aile hukuku ile ilgili emir ve yasakları anlatırken aynı zamanda insanın fıtratına dair ipuçları da verebilir(salladım).
https://www.youtube.com/watch?v=3zQjFdYwwcY
Kutuplara yakın yaşayan insanlar dair:
“İslâm, ibadet vakitlerinin belirlenmesinde, her zaman, her yerde ve her seviyede insanın görebileceği işaretleri esas almıştır. Bu bakımdan, bilimsel ve teknik gelişmelere ve hesaplamalara, onlardan istifade edilse bile, mutlaka gerek duyulmaz. Bazıları, bu şekilde kutuplarda namaz vakitlerinin tesbit edilemeyeceği itirazında bulunmaktadırlar. Böyle bir itiraz, eksik coğrafya bilgisinden kaynaklanmaktadır. Gece ve gündüzlerin 6 ay kadar sürdüğü kutup bölgelerinde 24 saatlik zaman dilimi çerçevesinde sabah ve akşamın işaretleri o kadar açıktır ve bu işaretler o kadar düzenli görülür ki, halk buna göre yatma, kalkma ve diğer işlerini yapma vakitlerini kolayca ayarlayabilmektedir. Saatlerin yaygınlaşmadığı zamanlarda, Grönland, Norveç ve Finlandiya gibi ülkelerde oturanlar, günün ve gecenin saatlerini ufukta beliren çeşitli işaretlere göre ayarlarlardı. Bu işaretler, kendilerine günlük programlarını düzenlemede yardımcı olduğu gibi, ibadet vakitlerini ve bu arada sahur ve iftar yemeklerini tesbit etmelerinde de yardımcı olurdu.”
Ayrıca Ra’d suresi 41. Ayete göz atabilirsin.
Allah neden tütün ürünlerini yasaklamamış:
Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.
Ayette geçenlerin dışında herhangi bir şey konusunda helal/haram diyemeyiz. Ancak Kuran’da Allah’ın insana emaneti olan vücuda zarar verilmesi yasaklanmıştır.
Peygamberin eşleriyle ilgili kısımlar:
“Seks hayatına yer verme” ve “kac kariyla evlenmesi” konusunda açık konuşup ayet örneği verebilirsin çünkü bu konuda kullandığın üslup kadar ekstrem bir ayet hatırlamıyorum. Bir tek Ahzab 37 olabilir o da açıklandı. Peygambere ve eşlerine ait verdiği bazı örnekler vardır, bunlar diğer insanlar Peygamberi örnek alsın diyedir.
Peygamberin çok eşliliği → https://sorularlaislamiyet.com/peygamber-efendimizin-zevceleri-kac-tanedir-cok-evlenmesinin-hikmeti-nedir
Kuran, neden köleliği ve tecavüzü yasaklamıyor:
https://sorularlaislamiyet.com/islamiyetin-koleligi-kaldirmak-icin-tedbirler-aldigini-soylediniz-bu-tedbirler-nelerdir-kolelik-0
Nikahlı eşin dışında ilişkiye girmenin yasak olduğu bir durumda(zina) tecavüze nasıl yasak değil denilebilinir?
Kuran mealinde ‘düşün’ kelimesini arattım 124 sonuç çıktı. 124 kere düşün kelimesinin geçtiği bir kitabın dinine nasıl beyne ihtiyaç yoktur dersin?
Saygılar.
submitted by akunal to u/akunal [link] [comments]